English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Denizlerin derinliklerinden gelen Thaumas; Elektra ile birleşip gökkuşağı İris’i ve vahşi Harpyaları yaratan, Pontos ile Gaia’nın kadim oğludur.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun ayın altında şarabın o hafif, neşeli tortusu genzimi yakarken sana anlatacaklarım, tapınakların altın yaldızlı duvarlarının arkasına gizlenen o tozlu gerçeklerdir. Sen, henüz hayatın oyunlarına tam bulaşmamış küçük ruhum, dinle...
Denizlerin derin, karanlık ve dipsiz bir hafızası vardır; işte o derinliğin bizzat kendisi olan Pontos ile toprağın ana kucağı Gaia’nın birleşmesinden, Thaumas doğdu. Onu hep bir "deniz tanrısı" diye geçiştirirler, tıpkı sistemin işine gelmeyenleri bir köşeye ittiği gibi. Oysa Thaumas, okyanusun tüm o ürkütücü ve büyülü mucizelerinin, o tekinsiz ışımaların vücut bulmuş halidir.
Güzel yürekli Elektra ile birleştiler. İnsanlar, güç sahiplerinin kurduğu düzende hep "kahramanların" zaferlerini yüceltirler, değil mi? Ama o düzende kimse, Thaumas’ın kızları olan İris ve Harpyalar'ın neden birbirlerinden bu kadar farklı olduklarını sormaz. İris, gökyüzünde bir köprü gibi süzülüp tanrıların mesajlarını taşıyan o pırıl pırıl umut oldu. Peki ya Harpyalar? Onlar, sisteme boyun eğmeyen, belki de haksızlıkların üzerine fırtına gibi çöken o hırçın, dışlanmış kız kardeşlerdi.
Bak güzel evladım, Thaumas’ın hikayesinde gizli olan o sarsıcı gerçek şudur: Güç sahipleri birini "ilahi haberci" ilan edip taçlandırırken, başkaldıranı "canavar" olarak damgalarlar. Thaumas, bu iki zıt uç arasındaki dengenin ta kendisiydi; hem ışığı hem de o ışığın gölgesinde saklanan öfkeyi taşıyan bir baba. O, kızlarının özgürlüğünü kısıtlayan kralların hırslarına karşı, denizlerin o sonsuz sessizliğiyle cevap verdi.
Şimdi şunu düşün; birileri sana birinin "kötü" olduğunu söylediğinde, aslında o kişinin sadece kralların düzenine çomak sokan bir "fırtına" olup olmadığını sorgula. Gerçek, hiçbir zaman kitaplarda yazan o sıkıcı soyağaçlarında değildir. Gerçek, dalgaların kayalara çarparken çıkardığı o hüzünlü ve mağrur sestedir. Unutma, en bilge olanlar, fırtınanın içindeki o sessiz gerçeği görebilenlerdir.