English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Girit’ten gelip Troya’nın atası olan Teukros, usta bir okçu olarak Akhalar safında savaştı; sürgünün ardından ise Kıbrıs’ta Yeni Salamis’i kurdu.
Bak güzel yavrum, kulağını yaklaştır... Masallarda anlatılan o yaldızlı zaferlerin ardındaki tozlu perdenin arkasında, kimsenin yüksek sesle konuşmaya cesaret edemediği başka bir hakikat daha var. İnsanlar kralların soy ağaçlarını ezberler ama o ağaçların köklerinin kimlerin acısıyla sulandığını sormazlar. Gel, sana Teukros'un anlatılmayan hikayesini fısıldayayım.
Teukros ismini duymuşsundur; hani şu yayını bir enstrüman gibi kullanan, okları rüzgarı bile şaşırtan o usta okçu. Bazıları onun Troya'nın kadim topraklarından, toprağın kendi çocuğu Skamandros ile İdaia'nın birleşmesinden doğduğunu söyler. Kehanetler, fareler, kalkanlar... Bunlar büyük kralların iktidarlarını meşrulaştırmak için anlattıkları masallar, yavrucuğum. İşin aslı şudur: İnsanlar bir yere "burası bizimdir" dediklerinde, aslında sadece farelerin kemirdiği kalkanların başında bekleyen, yersiz yurtsuz bir avuç göçebeydiler. O tapınaklar, o görkemli Apollon Smintheus heykelleri, sadece güç sahiplerinin kendi korkularını tanrısal bir buyruğa dönüştürme çabasıdır.
Peki ya sonra ne oldu, biliyor musun?
Teukros'un hikayesindeki asıl düğüm burada. Bir tarafta Telamon gibi, evladını bir savaş aracı gibi gören, sadakatten başka bir şey bilmeyen otoriter babalar; diğer tarafta ise Aias gibi sistemin dişlileri arasında ezilen kardeşler var. Teukros, özbeöz Troya kanı taşımasına rağmen Akhaların saflarında, kendi soyuna karşı ok attı. Neden? Çünkü otorite öyle buyurdu. Sistemin çarkları, kardeşin kardeşe ok atmasını "kahramanlık" diye pazarlar. Aias trajik bir sona sürüklenirken Teukros'un yokluğu, aslında onun bu acımasız oyunun bir parçası olmaktan kaçışının ya da belki de sadece bir kurban edilişin başlangıcıydı.
Dinle evlat, burası en acısı... Aias öldüğünde, Teukros evine, yani babasının yanına döndü. Ama otorite, hatasız olduğunu iddia eden o güçlü babalar, başarısızlığı asla affetmez. Telamon, oğluna kapılarını kapattı. Bir kahramanı, bir orduyu yöneten yetenekli bir genci, bir "hiç" gibi kapının dışına itti. İşte kralların adaleti budur; işlerine yaradığında göklere çıkarır, işleri bittiğinde ise kapı dışarı ederler. Teukros, sürgüne giderken kendi şehrini kurdu, Kıbrıs'ta yeni bir düzen inşa etti. Ama o görkemli şehirlerin altında bile, babasının reddettiği o çocuğun buruk hüznü saklıdır.
Şimdi bak evlat, şarabımdan bir yudum alıp düşün. Gerçekler, kralların yazdığı o destanlarda değil; yurdundan edilen, kardeşini kaybeden ve sonunda "yeni bir şehir" kurmak zorunda kalan o yalnız adamın sessizliğinde saklıdır. Kimsenin "kahraman" diye alkışlamadığı, sadece sistemin kurbanı olan o binlerce Teukros'u hatırla. Güç, her zaman en çok kendi çocuklarını yiyerek büyür. Bunu unutma, olur mu yetişkin evladım? Zira dünya, ancak sorgulayanların omuzlarında biraz daha katlanılabilir bir yer olur.