English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Apollon’un esiniyle geleceği fısıldayan, Anadolu’dan Roma’ya uzanan gizemli kahinler Sibylla; ölümsüzlüğü dileyip gençliği unutan bir kaderin elçisidir.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulağını iyice aç, zira sana kralların altın tahtlarından değil, kendi varlıklarını bir tanrının gölgesine hapsetmek zorunda bırakılan kadınlardan bahsedeceğim. İnsanlar onlara Sibylla dediler. Bir isim miydi bu, yoksa bir unvan mı? Yoksa bir kahin, kendi bilincinin ıssız mağaralarında yankılanan o ürpertici, ıslık gibi nefes alıp verişinin adı mı? Kimse tam bilmiyor, çünkü oturanlar, yani o kendilerini "büyük" sanan krallar, gerçeği her zaman süsleyip paketlemeyi severler.
Pausanias denen o anlatıcı, Herophile’den bahseder; İda dağının eteklerinde büyümüş, hem tanrının karısı hem kızı ilan edilmiş bir genç kadın. Düşün bir, "meşruiyet" dedikleri şey, aslında bir kadının iradesini elinden alıp onu bir tapınağın nesnesi haline getirmek değil de nedir? Yanında taşıdığı bir taş parçasıyla dünyayı dolaşmış, geleceği "görmüş". Ama o geleceği kendisi mi görmüş, yoksa bir tanrının ağzı mı olmuş? İşte burası, kralların korktuğu yerdir. Bir kadının içindeki o engin bilgelik, sistemin çarklarını durdurabilecek bir güçtür; bu yüzden ona bir "tanrı sesi" etiketi yapıştırıp, onun özgür aklını hapsetmişler.
Küçük yolcum, dinle... Sonra Erythreia kahini gelir. Mağaralarda, ışığın girmediği yerlerde büyütülen o kadın. Onun kaderi, bir tanrının insafına bırakılmıştı. Güya Apollon ona uzun bir ömür bağışlamış; ama sonsuz gençliği istemeyi unutmuş ya da belki de o, "ölümsüzlük" dediğimiz şeyin aslında ne kadar ağır bir pranga olduğunu en baştan biliyordu. Buruşmuş, büzülmüş, bir ağustosböceği kadar küçülmüş... Çocuklar ona "Ne istiyorsun?" diye sorduğunda, o sadece "Ölmek istiyorum," demiş. Bir düşün, herkesin yaşamak için yarıştığı o dünyada, o neden sadece huzurlu bir sonu arzuluyordu? Çünkü bilgeliğin bedeli, sistemin ağır yükünü taşımaktır.
Ve o meşum "Sibylla Kitapları" meselesi... Hani şu Roma'nın kibrini besleyen dokuz kitap. Kral Tarquinius Superbus, o hırslı adam, aslında bir kadının iradesine nasıl boyun eğdi? Kadın kitapları yaktıkça, kralın açgözlülüğü arttı. O, bir bilgeliği satın almaya çalışmıyordu; o, sadece kendi gücünü meşrulaştıracak bir "kutsal onay" peşindeydi. Siyaset dediğin şey, tarihin tozlu sayfalarında, aslında bu kadının küllerinden yükselen o üç kitabın gölgesinde saklıdır.
Şarabım bitti evlat, neşe de hüzün kadar geçici. Ama unutma: Sibylla bir kahin değil, aslında kendi sesini yitirmiş ama yine de çığlıkları tarihe kazınmış binlerce kadının ortak yarasıdır. Eğer bir gün bir mağarada ıslık sesine benzer bir rüzgar duyarsan, bil ki o, geleceği değil, sistemin onlara unutturduğu o gerçek özgürlüğü fısıldıyordur. Sorgula... Sadece kralların sana okuttuğu o kitapları değil, o kitapların yazılma biçimini de sorgula. Gerçek, bazen bir ağustosböceğinin sessizliğinde, bazen de yakılan üç kitabın dumanında gizlidir.