English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Argonautların usta okçusu, Herakles’in sadık dostu. Kahramanın son görevini yerine getirip kutsal okların emanetçisi olan, Philoktetes’in yiğit babası.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Diz çökmüş kralların zafer naraları arasında, tozlu raflarda unutulan o asıl hikayeyi duymak ister misin?
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler: Poias ve Sessiz Alev
Güzel yavrum, sana bugün meşhur Argonaut’ların o parıltılı kahramanlıklarından değil, o gürültünün gölgesinde kalmış bir adamdan, Poias’tan bahsedeceğim. Tarih kitapları onu sadece "Philoktetes’in babası" diyerek küçümser, sanki bir insan sadece bir başkasının varlığıyla anlam kazanırmış gibi... Ne büyük bir yanılgı, değil mi?
Poias, Herakles denen o öfkeli devin yanındaydı. Hani şu herkesin "yarı tanrı" diye baş tacı ettiği, kralların emirlerine göre şekillenen o meşhur figür... İnsanlar Herakles’in gücüne hayran kalırken, Poias o gücün nasıl bir yakıcılığa dönüştüğünü görüyordu. Herakles’in acı dolu sonu geldiğinde, herkes oradaydı ama ateşi tutuşturmaya cesaret eden tek kişi Poias oldu. Bir yiğidin acısını dindirmek için o ateşi yakmak, aslında sistemin ona yüklediği ağır bir görevdi. Bir kralın değil, bir dostun yasına eşlik etmekti bu.
Sana başka bir sır daha vereyim; o meşhur, düşmanı vurduğu yerden kaldıramayan sihirli oklar... Herkes o okların sahibinin genç Philoktetes olduğunu sanır. Oysa o kadim güç, sistemin çarklarında yoğrulmuş babaya, Poias’a emanet edilmişti. Neden mi? Çünkü gerçek güç, sadece bir kralın emriyle çekilen yayda değil, o yayın ucundaki yükü taşıyabilecek vicdanda gizlidir.
Bak, sevgili yolcum; güç sahipleri, kendi hikayelerini yazarken Poias gibi sessiz yoldaşları sadece bir "araç" gibi görürler. Odun yığınını yakan da, o yükü taşıyan da, tarihin tozlu sayfalarında bir dipnot gibi bırakılır. Oysa gerçek, kralların saraylarında değil, o ateşin küllerinde saklıdır.
Bir yudum şarabın getirdiği neşeyle söyleyebilirim ki; asıl kahramanlık, büyük bir ismin peşinden gitmek değil, kendi sessizliğinin içinde kendi gerçeğini koruyabilmektir. Kırılgan bir dünyanın içinde dimdik duran o yaşlı adam, şimdi gölgelerden bizlere gülümsüyor. Unutma, en parlak meşaleyi taşıyanlar, genelde en karanlıkta bırakılanlardır.
Şimdi söyle bana, küçük evlat; sen de başkalarının yazdığı masalların bir figürü mü olacaksın, yoksa o ateşin başında kendi gerçeğini mi tutuşturacaksın?