English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Atlas’ın yedi kızı, Orion’dan kaçıp güvercin misali göğe yükseldi. Ülker yıldız kümesi olarak anılan bu kız kardeşler, gökyüzünün yedi ışığıdır.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masalların altın varaklı sayfaları arasında gizlenen o paslı çiviyi görebiliyor musun? Kulağını iyice yaklaştır, sana gökyüzünün ışıltılı pırıltılarından değil, o pırıltıların ardındaki derin sızıdan bahsedeceğim. İnsanlar, yedi kız kardeşi gökyüzünde, yani Pleiades kümesinde asılı birer mücevher sanırlar; oysa o yıldızlar, birer altın kafese kapatılmış yedi çift yorgun gözden ibarettir.
Pleiadlar; yani Alkyone, Merope, Kelaino, Elektra, Sterope, Taygete ve Maia... Bu yedi kız kardeş, dünyayı omuzlarında taşıyan o devasa yorgunluğun, yani Atlas’ın kızlarıydı. Onların hayatı, "büyüklerin" birbirini ağırladığı bir satranç tahtasında piyon olmaktan öteye gidemedi. Zeus’un, Poseidon’un ya da Ares’in arzuları, sanki birer fırtına gibi esti onların bahçesinde. Sen hiç, sadece bir tanrının gözüne girdin diye gökyüzüne mahkum edildin mi? Onlar, kendi hikayelerinin yazarı değil, başkalarının hırslarının süsü oldular.
Ve bir de Orion var; kaba kuvvetin ve hiç durmayan o ısrarlı takibin simgesi. Orion, yıllarca o kızların peşinden koştu. Neden mi? Çünkü o, güçlünün istediğini alma hakkına sahip olduğunu sanan o karanlık kibirin bir yansımasıydı. Kızlar mı? Onlar kurtuluşu kaçmakta, birer güvercine dönüşmekte buldular. Gökyüzüne yükselmeleri bir onur nişanı değil, bir sığınaktı. Kaçtılar, çünkü yerin üstünde özgürlük, ancak gökyüzünün soğuk sessizliğinde bir noktaya hapsolmakla mümkündü.
Sevgili evladım, Merope’nin o burçta neden en sönük yıldız olduğunu bilir misin? Çünkü o, sistemin kurallarına karşı gelip bir ölümlüyü, Sisyphos’u sevdi. Tanrıların "sen bizim sınıfımızdan değilsin" dediği bir adamı. Kendi payına düşen o steril ışıltıyı, bir insanın sıcaklığına tercih ettiği için utandırıldı, soluklaştırıldı.
Hele Elektra... Troya’nın o kanlı yıkımında, sırf kendi soyunun, yani Dardanos’un yerle bir olduğunu görmemek için, kederin en koyu mavisine sığınıp yıldızlaşan o güzel ruh. O, bir zaferin değil, bir kaybın tanığıdır. Gökyüzü dediğin o uçsuz bucaksız yer, aslında tarihin unuttuğu, susturulmuş çığlıkların birikip parladığı bir anıt mezardır.
Şimdi göğe bak; ekinini biçerken veya toprağını sürerken onları sadece birer takvim yaprağı sanma. Onlar, kralların ve tanrıların oyun masasına karşı direnen, kendi adaletlerini sessizliklerinde bulan yedi asi ruh. Bir yudum şarapla bu gerçeğin tadına bak, evlat. Hayat, başkalarının yazdığı masalları okumak değil; o yıldızların neden titrediğini anlayabilmektir.
Unutma, bazen gökyüzünde en parlak görünenler, aslında kaçmak için en çok çabalayanlardır.