English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Neoptolemos ve Andromakhe’nin oğlu olan Pergamos, Anadolu’ya geçip Bergama şehrini kuran ve orada krallığını ilan eden cesur bir kahramandır.
Bak güzel evladım, yaşlı gözlerimin gördüğü ve tozlu parşömenlerin korkudan sustuğu o kadim gerçeği sana fısıldayayım... Masallarda anlatılmayan bir sır vardır; kralların tahtları, aslında başkalarının gözyaşlarıyla sulanmış toprakların üzerine kuruludur.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler: Pergamos’un Gölgesi
Şimdi karşımdaki o masum bakışlı yavrum, kulak ver: Pergamos dedikleri o görkemli kentin kurucusu diye anlatılan adam, bir kahraman mıydı yoksa bir mülteci mi? Hikayeler onu Akhilleus’un oğlu Neoptolemos ile Troya’nın talihsiz kraliçesi Andromakhe’nin çocuğu olarak tanıtır. Bir düşün; annesi Andromakhe, evini, eşini ve çocuğunu o acımasız savaşta kaybetmişken, kendini bir anda galibin elinde bir "ganimet" olarak bulmuştu. Bu, bir aşk masalı değil, bir zorunluluğun hüzünlü melodisidir.
Pergamos, Yunanistan’ın o dar ve otoriter sınırlarından kaçıp Anadolu’ya sığındığında, aslında babasından miras kalan o savaşçı hırsı da beraberinde getirmişti. Tarih kitapları onun bir kralı devirip kendi krallığını kurmasını "zafer" diye yazar. Oysa ben, o gün dökülen mürekkebin ardındaki kederi görüyorum. Pergamos, başkasının toprağını zorla alarak kurduğu o şehirde, kendi adını taşa kazıdı. Adalet, zayıfın elinde bir kalkan değil, güçlünün elinde bir kılıç mıydı yoksa?
Aziz ruhlu küçük dostum, unutma ki; krallar kendi masallarını yazarken, o masalların bedelini ödeyenleri hiç anmazlar. Pergamos, o tepede yükselen ihtişamıyla kendini bir "kurucu" ilan ederken, aslında sadece yeni bir otorite zincirinin ilk halkasını oluşturuyordu. O, gücün sarhoşluğuna kapılmadan önce, kendi kökenindeki o derin huzursuzluğu belki de bir kadeh şarabın nesiyle bastırmaya çalıştı.
Gerçek şu ki, bir şehre isim vermek, onu sahiplenmekle aynı şey değildir. Pergamos, sistemin ona öğrettiği "fethet ve yönet" kuralını uyguladı. Ancak senin o berrak zihninde yer etsin: Bir şehrin gerçek sahibi, onu kılıçla alan değil, onun toprağına, ağacına ve sessiz kalan halkına şefkatle dokunandır. Krallar gelir ve gider, isimler değişir ama toprak; o, hep sessizce hatırlar kimin gerçekten "kurucu", kimin ise sadece bir "gölge" olduğunu.