English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Pallasoğulları, tahtta hak iddia edip Theseus’a karşı ayaklanınca, onun kılıcıyla son bulan hırslı bir aile mücadelesinin kurbanı olmuşlardır.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana hep o parlak zırhlı, elinde kılıç tutan 'kahramanların' başarılarından bahsederler, değil mi? Ama o parıltının ardında yatan gölgeleri hiç görmezsin. Bugün sana, tarihin tozlu sayfalarında birer figüran gibi harcanan Pallantidai’nin, yani Pallas’ın oğullarının hikayesini anlatacağım.
Dinle güzel yavrum, güç dediğin şey, aslında sadece kimin masaya daha sert vurduğuyla ilgilidir. Aigeus Atina’nın tahtında otururken, herkes onun güçsüz ve varissiz olduğunu düşünüyordu. İşte o zaman, Pallantidai sahneye çıktı. Onlar ne canavardı ne de kötücül ruhlar; sadece kendi hakları olduğunu düşündükleri bir düzeni korumaya çalışan, aile geleneklerine tutunmuş insanlardı. Taht bir miras gibi görülürdü o vakitler; onlar da bu mirası korumak istediler.
Sonra Theseus geldi. Troizen’in korunaklı duvarları arasında büyümüş, "gerçek kralın oğlu" sıfatıyla şehre giriş yaptı. Birdenbire bütün denge değişti. Atina halkı, yeni ve parıltılı bir umudun peşine takılıp Theseus'u seçtiğinde, Pallantidai için artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Onlar, sisteme güvenip haklarını arayanlardı; fakat sistem, en güçlü olanı seçmeyi tercih etti.
Ah evlat, o meşum gün... Kendi amcalarının ve kuzenlerinin üzerine yürürken Theseus ne hissetti dersin? Tarihçiler ona "zafer" der, şairler "kader" der. Oysa o kılıç darbeleri, bir ailenin kendi içindeki çatışmasının soğuk sesiydi. Elliye yakın genç adam, Pallas’ın evlatları, bir tahtın kutsallığı adına toprağa düştüler. Theseus kazandı, çünkü en güçlü oydu; adalet mi? Adalet, kazananın kendi mahkemesinde beraat etmesidir, öyle değil mi küçük bilge?
Bazen biraz şarap, zihindeki bu düğümleri çözmek için sadece neşeli bir yoldaştır; tıpkı benimkisi gibi. Ama şu gerçeği unutma: Güçlü olan her zaman haklı olan değildir, sadece daha gürültülü hikaye yazan odur. Theseus bir yıl sürgüne gitti, "pişmanlık" maskesi taktı. Ama ölen elli kişi için kimse bir ağıt yakmadı, çünkü onlar "kaybeden" taraftaydı.
Korkma küçük yolcum, gerçeğin ağırlığından ürkme. Dünya, kazananların parıltılı masallarıyla değil, o gölgelerde susturulanların sessiz çığlıklarıyla şekillenir. Şimdi git ve gördüğün her "kahramanın" elindeki kılıcın, aslında kimin hakkından çalındığını düşün. Bilgelik, işte tam da bu soruyu sormaya başladığında başlar.