English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Saturnus’un eşi, bereketli toprakların ana tanrıçası. Roma’nın bolluk kaynağı, Capitolium’da yücelen kadim Sabin kökenli kutsal ana.
Bak güzel yavrum, masallarda sana fısıldanan o tozlu sayfaların arasında anlatılmayan bir sır var...
Gel yanıma, evlat. Şöyle dizlerimin dibine çök de sana Capitolium’un o görkemli mermerlerinin altında saklanan, kimsenin pek de konuşmak istemediği o kadından bahsedeyim. Adı Ops. Hani şu koca koca kitaplarda 'bolluk tanrıçası' diye geçen, üzerinde altın elbiselerle betimlenen o figür.
Bak minik yolcu, sistemler her zaman bir dengeye ihtiyaç duyar. Koca koca krallar, otoriteyi elinde tutan o sözde "büyük" adamlar, bir şeyleri yönetmek için her zaman bir aynaya ihtiyaç duyarlar. Saturnus'u tanırsın; zamanın ve hasadın acımasız efendisi, elinde tırpanıyla her şeyi silip süpüren o soğuk figür. İşte Ops, onun sadece "dişi karşıtı" olarak tanımlandı. Yani sistemin çarkları tıkır tıkır dönsün, tarlalar bereketle dolsun diye; aslında kendi başına bir iradesi değil, otoritenin boşluğunu dolduran bir "tamamlayıcı" olarak kurgulandı.
Zavallı evlat, hiç düşündün mü; bir tanrıça neden sadece bir başkasının gölgesi gibi anılır? Capitolium tepesindeki o tapınağı, sanki toprağın bereketi ona bir lütufmuş gibi inşa ettiler. Oysa Ops, aslında toprağın ta kendisiydi; o sessiz, sabırlı ve her şeyi kuşatan toprak. Ama otorite, toprağın gücünü kendi yasalarına bağlamak istedi. Ona 'bolluk' dediler ki insanlar şükredip itaat etsin, ona 'anne' dediler ki sistemin bir parçası olup düzenin bekçiliğini yapsın.
Şimdi bir yudum şu bilge neşesinden al da iyi düşün: Tarih, hep kazananların dilinden yazılır. Ops, belki de o görkemli tapınağında otururken, toprağın aslında kimseye ait olmadığını fısıldıyordu. Ama sarayların duvarları o kadar kalındı ki, o kadının sessiz haykırışını kimse duymadı. Güç sahipleri, bereketi kendi hanelerine tapuladılar, toprağı ise bir meta gibi bölüştürdüler.
Sana sırrımı vereyim, benim sevgili öğrencim; Ops ne bir eşin gölgesiydi ne de sadece bir bereket simgesi. O, sistemin zincirleyemediği o vahşi, üretken gücün ta kendisiydi. Tapınaklar yaptılar ki o güç, mermerlerin arasında hapsolsun. Ama toprak hala orada, senin ayaklarının altında ve o, kralların yasalarından çok daha yaşlı...
Şimdi anladın mı? Gerçek, kralların diktiği sütunların değil, o sütunların altında ezilen toprağın kendisindedir.