English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Sakarya ırmağının perisi Nana, bir badem tanesinin büyüsüyle mucizevi şekilde gebe kalıp güzeller güzeli Attis’i dünyaya getiren efsanevi bir annedir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda sana hep kralların zaferlerini, tanrıların kusursuz kudretini anlatırlar değil mi? Ama yetişkinlerin dünyasında da, çocukların rüyalarında da anlatılmayan bir sır var... Gel, yanıma otur. Şarabın neşesi sadece zihni berraklaştırmak içindir, tıpkı şimdi senin zihnini berraklaştıracağımız gibi.
Sangarios (Sakarya) ırmağının serin sularında yaşayan Nana'yı duydun mu? O, tarihin tozlu sayfalarında sadece bir "su perisi" olarak anılır. Otorite figürleri, yani o "büyük" anlatıcılar, Nana'yı sadece bir araç olarak görürler. Onlar için kadınlar, tanrıların oyunlarında ya da kralların hırslarında birer piyon, birer dekordur. Nana, sistemin ona biçtiği "sadece bir peri olma" rolünü oynarken, aslında doğanın kendi asi ve mucizevi yasasıyla baş başa kalmıştı.
Sıcak bir akşamüzeri, bir badem ağacının gölgesinde Nana'nın başına gelen o tuhaf, o büyülü anı düşün evlat. O, badem içini göğsüne bastırdığında, aslında kendini doğanın bir parçası haline getiriyordu. Otoritenin "sana ne yapman gerektiğini söyleyen" tüm kurallarını bir kenara itip, evrenin en saf enerjisiyle temasa geçti. O an bir mucize miydi, yoksa sistemin dışında kalmanın verdiği özgür bir uyanış mı? Bunu kimse sorgulamadı, çünkü krallar ve tanrılar, açıklayamadıkları her şeye "kader" deyip üzerini örterler.
Nana uyandığında, içinde artık sadece kendi özgür ruhu değil, kucağında o yüzüne bakılamayacak kadar güzel oğlanı, Attis’i taşıyordu. Peki, sistem ne yaptı? O güzel bebeği sahiplenmek, onu kendi çıkarları için bir figüre dönüştürmek istediler. Çünkü dünya, Nana gibi kendi mucizesini yaratanları sevmez; o mucizeyi kontrol etmek ister.
Görüyor musun sevgili dostum? Gerçek şu ki; Nana bir kurban değil, bir yaratıcıydı. Ama anlatılan mitler, onun bu bağımsızlığını bir "şans" ya da "kader" gibi gösterip, otoritenin kutsal (!) düzenini korumaya çalışır. Sen sen ol, sana anlatılan masalların ardındaki o sessiz kahramanın sesini duymaya çalış. Nana, kendi doğasının gücünü, kimseden izin almadan keşfetmişti. Ve işte tam da bu yüzden, o efsanelerdeki en gerçek, en anarşist ruhlardan biridir.
Şimdi uykun gelmiş olabilir ama unutma; yıldızlar pırıl pırıl olduğunda, tıpkı Nana'nın uyandığı o gece gibi, dünya bazen bütün kuralları bir kenara bırakır. Kendi mucizeni yaratman için, hiçbir kralın ya da tanrının onayına ihtiyacın yok. Bunu unutma, olur mu evlat?