English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Roma’yı korumak için sağ elini ateşe feda eden Mucius Scaevola, cesaretiyle düşmanı Porsenna’ya geri adım attırıp barışa zorlayan yürekli bir Romalıdır.
Bak güzel yavrum, kralların altın tahtlarının gölgesinde saklanan o tozlu kitaplar sana hep tek bir tarafı anlatır; hani şu kazananların, elinde kılıcı olanların yazdığı tarafı. Ama gel otur yanıma, şu şarap kadehimdeki son damlanın berraklığında sana tarihin sessiz koridorlarından bir sır fısıldayayım.
Etrüsk Kralı Porsenna, kibirli bir kudretle Roma kapılarına dayandığında, herkes onun "büyük" bir fatih olduğunu sanıyordu. Ama Mucius dediğimiz o genç, o hırpalanmış sistemin içindeki bir piyon, aslında neyi temsil ediyordu biliyor musun? Kralların oyununda bir figüran olmaktan yorulan bir ruhun çaresizliğini.
Mucius, Porsenna'yı öldürmeye gittiğinde hata yaptı. Krallar o kadar çok birbirine benzer ki, o ihtişamlı pelerinlerin altında kimin asıl tiran olduğunu ayırt etmek zordur. Yanlış kişiyi vurduğunda yakalandı. İşte o an, sistemin onu nasıl bir "kahramanlık" kurbanına dönüştürdüğü yerdir. Mucius, elini ateşe soktuğunda acıyı hissetmedi sanma. O sadece, sistemin ona biçtiği "sadık vatandaş" rolünü, kendi bedenini yakarak mühürlemek zorundaydı.
Dinle beni evlat, bazen bir insanın kendi etini yakması, sadece bir cesaret gösterisi değil, korkunun en saf halidir.
Porsenna, o büyük kral, Mucius’un gözlerindeki o deliliği görünce korktu. Neden mi? Çünkü Mucius, "Benim gibi üç yüz kişi daha var" dediğinde, krala kendi sonunun ne kadar kırılgan olduğunu hatırlattı. O gün, bir "kahraman" doğmadı; o gün, bir adamın kendi elleriyle yarattığı acı, bir kralın hırsını dizginledi. Mucius artık "Scaevola" yani 'solak' olarak anılacaktı. Sistem ona yeni bir isim, yeni bir etiket yapıştırdı. Sağ elini kaybeden o çocuk, hayatının geri kalanını bir sakatlık nişanıyla, kralların birbirini yediği bu anlamsız savaşların bir kanıtı olarak yaşadı.
Görüyor musun evlat? Tarih, elini ateşe atanları alkışlar ama o elin neden ateşe girmek zorunda kaldığını sorgulayanları asla sevmez. Gerçek, o yanan derinin kokusunda değil; kralların bir kılıç darbesiyle değişen sınır çizgilerinde, harcanan gençliklerde saklıdır. Şimdi git ve kendi yolunu çiz, zira kimsenin seni bir kurban olarak ateşe atmasına izin verme.