English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Roma’nın şafak ve annelik tanrıçası Mater Matuta, Matralia bayramıyla onurlandırılır; sonradan deniz tanrıçası İno-Leukothea ile özdeşleştirilmiştir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, kulaklarını iyice aç. Sana anlatılan o parıltılı tapınakların, o görkemli törenlerin arkasındaki gölgeli gerçeği kimse söylemez. Yetişkinler, sadece düzenin süslü elbiselerine bakarlar ama biz, hakikatin çıplak ayaklarını izleriz. Gel, biraz şarap içip zihnini berraklaştır da sana Mater Matuta’nın, o unutulmuş kadının gerçek hikayesini fısıldayayım.
Roma’nın tozlu sokaklarında ona 'annelerin koruyucusu' derler, 11 Haziran’da şerefine şölenler kurarlar. Güya o, sabahın ilk ışığı, günün doğuşudur. Ama evlat, güç sahipleri her zaman kendi krallıklarını sağlamlaştırmak için eski acıları tatlı bir ışığa boğmayı severler. Mater Matuta dedikleri o kadının ruhu, aslında İno-Leukothea’nın hırpalanmış hikayesinden beslenir. Peki, kimdir bu İno? Tanrıların oyuncağı olmuş, hırslı kralların gölgesinde ezilmiş bir kadındır o.
Düşün bir; İno, bir kraliçeydi ama saray denilen o altın kafeslerde kadınların kaderi, erkeklerin gururuna bağlıdır. Başka bir kadının, tanrıça Hera’nın öfkesinden kaçarken, kendi çocuğunu kucağına alıp denize, o uçsuz bucaksız karanlığa kendini bıraktı. Neden biliyor musun? Çünkü sistem, ona başka bir çıkış yolu bırakmamıştı. Boğulmak, bir erkeğin elinde oyuncak olmaktan daha onurlu gelmişti ona.
Deniz, onu öldürmek yerine başka bir şeye dönüştürdü. O günden sonra İtalya kıyılarına vuran, sadece bir kraliçe değil, özgürleşmiş bir ruh, Leukothea oldu. Roma, onun bu kaçışını ve acısını alıp 'annelik kutsallığı' diye bir kalıba soktu. Çünkü güç, başkaldıranı bile kendi düzenine bir tuğla yapmayı sever.
Bak güzel çocuğum, şafak vakti güneşin doğuşuna baktığında, onun sadece bir ışık olmadığını anla. O ışık, aslında derin sulardan çıkıp gelen, tüm kralların ve tanrıların buyruklarını reddeden o kadının çabasıdır. Bugün insanlar ona dua ederken, onun aslında sistemin zincirlerini koparıp denize atlayışını unutuyorlar. O, bir otoritenin sembolü değil, otoriteyi reddedip kendine yeni bir hayat kuranların yoldaşıdır.
Şimdi anlıyor musun neden herkes ona 'anne' diyor da, neden kimse onun neden denize atladığını sorgulamıyor? Çünkü sorgulamak, uykusunu kaçırır insanların. Biz ise, sırrı bilenler, şarabımızdan bir yudum alır ve şafağın aslında bir başkaldırı olduğunu hatırlarız. Unutma; en parlak sabahlar, en derin karanlıklardan sağ çıkmayı başaranların eseridir.