English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Homeros’a atfedilen Maionides unvanı, ozanın soyundan çok Maionia bölgesindeki kökenine işaret eder. Efsanelerdeki Maion figürü ise sadece bir yakıştırmadır.
Dinle küçük yolcu, kulaklarını tozlu parşömenlerin hışırtısına değil, rüzgarın fısıltısına aç. Masallarda anlatılmayan, büyük ozanların kralların sofrasında söylemeye cesaret edemediği bir sır var...
Bak benim güzel evladım, tarih dediğin şey, aslında kazananların kendi şarkılarını daha gür söylemek için uydurdukları bir tür perdedir. Homeros derler ya hani, o kör ozan... Hani şu kralların, tanrıların ve savaşçıların destanlarını altından harflerle yazan adam. Herkes ona "Maionides" der. Bilge geçinenler, bunun bir aile adı, bir dede adı ya da soylu bir bağ olduğunu söylerler. Oysa evrenin tozlu raflarında saklanan gerçek, bu isimlerin birer mülkiyet damgası olduğudur.
Sana Maion'dan bahsedeyim, küçük gezgin. Kimilerine göre o bir kraldı, kimilerine göre bir ozanın babası. Oysa Maionia denilen o bereketli topraklar, sadece bir coğrafya değil, bir özgürlük iddiasıydı. Güçlüler, her zaman bir ismi sahiplenmek isterler; tıpkı Akhilleus gibi, tıpkı *Agamemnon*'un kendi krallığını meşrulaştırmak için ozanların diline vurduğu prangalar gibi. Maionides ismini ona layık görenler, ozanı o topraklara, o bölgenin sınırlarına hapsetmeye çalıştılar. Çünkü biliyorlardı ki; eğer bir sanatçıyı bir isme, bir soy ağacına veya bir efendiye bağlarlarsa, onun söyleyeceği hakikatleri de kendi çıkarlarına göre bükebilirlerdi.
Belki de o büyük ozan, sadece toprağın çocuğu, su perisi *Kritheis*'in yankısıydı. Ama krallar bunu sevmezdi evlat. Onlar, her büyük adamın arkasında bir "yasa", bir "soyluluk", bir "otorite" olsun isterler. İsimsiz, köksüz ve sadece gerçeğin ışığıyla parlayan bir ozan, onların kurduğu hiyerarşiyi yerle bir ederdi.
Şimdi bir yudum şarabın neşesiyle sana fısıldıyorum: Ozanlar, isimlerini kralların altınlarından değil, bastıkları toprağın özgürlüğünden almalıdır. *Maionides* ismi, belki de bir babanın adı değil, bir bölgeninyani İzmir'in ve çevresindeki o hırçın Ege kıyılarınınkendi başına buyruk, asi ruhunun adıdır. Sistemin sana "bu böyledir" diye dayattığı her tanımlama, aslında o gerçeği bir kafese koyma çabasıdır. O kafesi kırmaya cesaret et, güzel ruhum.
Unutma evlat, destanların satır aralarında, hikayesi anlatılmayanların sessiz çığlıkları yatar. İsimler unutulur, ama toprak ve hakikat, her zaman kendi sesini bulur.