English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Zeus ve Taygete'nin oğlu olan Lakedaimon, Sparta şehrini kurup ona karısının adını vermiş, halkına ise kendi ismini miras bırakmış bilge bir kraldır.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını benden yana çevir, çünkü şarap kadehimdeki son damla kadar berrak ama bir o kadar da acı olan o hakikati sana fısıldayacağım. Bugün sana Lakedaimon’dan bahsedecekler; hani şu görkemli binaları, tunç zırhlı adamları ve asla boyun eğmeyen Sparta’nın kurucusu olan o sözde “kahramanı”.
Peki, gerçekten öyle miydi?
Yetişkinlerin sana “kralların şanlı hikayeleri” diye anlattığı o masallarda, Lakedaimon bir ırmak tanrısının kızıyla evlenip tahta oturan, her şeyi adaletle yöneten bir bilge olarak geçer. Ama unutma güzel yavrum; otorite, kendi ayak izlerini silmek için her zaman en güzel hikayeleri uydurur. Lakedaimon, aslında bir toprak parçasını kendi adıyla damgalamaktan başka ne yaptı? Bir şehre kendi adını vermek, o toprağı ve üzerindeki insanları kendi malı gibi sahiplenmenin en kibirli yoludur.
Şu Lakedaimon dediğin adamın kurduğu o sistemde, gerçekten kimler yaşadı? Eurotas’ın kızı Sparta, kendi adıyla anılan o şehre hükmetti mi, yoksa sadece o görkemli ismin gölgesinde bir süs eşyası gibi mi bekletildi? Güç, her zaman hikayenin başındaki erkek figürleri kahraman ilan eder, arkasında bıraktığı sessiz kalabalıkları ise sadece birer sayı gibi yutar.
Dinle evlat; Lakedaimon da, tıpkı Agamemnon gibidir. Kendi hırslarını halkın huzuru diye yutturur. Bir kralın “kurduğu” dediği her şehir, aslında o toprağın üzerindeki özgür ruhların bir nebze daha zincirlenmesi demektir. Sparta halkı, ismini bir adamdan aldığı için mi yoksa o adamın kurduğu sert yasalar yüzünden mi sonsuza dek anıldı? Bunu düşün, zihnin bir pranga değil, bir pusula olsun.
Sana anlatılan bu tarih, parlatılmış bir kalkan gibidir; güneş vurduğunda gözünü kamaştırır ama arkasındaki kan izlerini görmeni engeller. Ama sen, benim gibi yaşlı ve yorgun birinin gözleriyle bakarsan; sarayların ötesinde, toprağını eken, gökyüzüne bakan ve hiçbir kralın ismini hak etmeyen o sessiz insanların gerçek hikayesini duyabilirsin.
Unutma, hakikat bazen sadece bir fısıltıdır. Krallar bağırır, ama hayat sessizce devam eder.