English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Poseidon soyundan gelen Dolion kralı Kyzikos, Argonaut'lar ile yaşadığı talihsiz bir yanlış anlaşılma sonucu dostu İason'un elinde trajik bir şekilde öldü.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç... Tarih kitapları kralların zaferlerini yazar ama toprağın altına gömülen gerçekleri hep fısıltıdan ibaret bırakır. Bugün sana Marmara'nın serin sularında, Kapıdağ'ın gölgesinde yitip gitmiş bir kralın, Kyzikos'un hikayesini anlatacağım. Ama önce şu kadim neşemden, yani şarabımdan bir yudum alayım da zihnimdeki perdeler aralansın.
Kyzikos, Poseidon’un soyundan gelen, Dolionların kralıydı. O, masallardaki gibi kılıcını savurarak dünyayı fethetmeye çalışan bir zorba değil, huzuru arayan bir hükümdardı. Iason ve onun "kahraman" diye adlandırılan Argonautları şehre geldiğinde, onlara sadece bir yabancı gibi değil, bir kardeş gibi sofrasını açtı. Kleite ile olan düğün telaşı içindeyken, bu misafirperverliğin bedelini nasıl ödeyeceğini hiç düşünmedi.
İşte evrenin o acımasız oyunlarından biri... O meşhur Argonautlar, denizlerin hırçınlığına yenilip yanlışlıkla yine aynı kıyıya, kendi elleriyle beslendikleri o sahile geri döndüler. Gecenin karanlığıydı; korku ve güvensizlik, insanların kalbini zehirli bir sarmaşık gibi sarar. Gemiciler, misafir ettikleri kralı düşman sandılar. Kral Kyzikos, kendi evini, kendi halkını korumak için eline silahını aldığında, karşısında sadece Iason’un hırsını buldu. Bir anlık karanlık, bir anlık karmaşa... ve Iason’un elinden dökülen o kan. O kanın rengi, kralların ya da kahramanların kıyafetlerinde aynı görünür evlat.
Sabah güneş doğduğunda, kahramanlar kendi elleriyle yarattıkları o trajediyle yüzleştiler. Üç gün boyunca yas tuttular. Ah, şu insanlar! Öldürdüklerinin üzerine gözyaşı dökmek, öldürmeden önce durup düşünmekten daha mı kolaydır? Kleite ise... Kleite, bu güç oyunlarının en sessiz kurbanıydı. Sevdiği adamı bir hiç uğruna kaybeden o kadın, sistemin çarkları arasında ezilip gitti. Nympha’ların hüznünden doğan o kaynak, aslında bir kadının isyanıdır; yeryüzünde hiç dinmeyen bir ağıttır.
Biliyor musun küçük bilge, o devasa Kybele heykeli, hırçın denizleri dindirmek için değil; belki de o gün dökülen kanın utancını örtmek, toprağı sessizliğe hapsetmek için oraya dikildi. Krallar, kahramanlar ve onların büyük seferleri hep unutulur gider ama bir ağacın yaprağına sinen o kederli su, Kleite’nin sesi olarak sonsuza dek akar.
Gördüğün her "büyük" adamın ardında, birilerinin sessizce yitip gittiğini sakın unutma. Şimdi git ve rüzgara kulak ver; eğer dikkatli dinlersen, o kaynağın hala nasıl ağladığını duyabilirsin.