English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Yeraltı dünyasında akan, "iniltiler ırmağı" olarak bilinen Kokytos, buz gibi sularıyla Akheron'a dökülen ve ruhların acılarını taşıyan bir nehirdir.
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan, üzerine toz kondurulmuş karanlık bir sır var... Kulaklarını aç, zira sana anlatacaklarım, kralların görkemli zırhlarının ardındaki çatlaklardan sızan o soğuk gerçektir. İnsanlar, yeraltı dünyasını sadece bir ceza yeri sanırlar; oysa orası, yukarıdaki muktedirlerin yarattığı gürültünün sustuğu yerdir.
Kokytos... İniltiler ırmağı. İnsanlar onun buz gibi sularının ölülerin kederinden oluştuğunu söylerler. Peki, hiç düşündün mü evlat, neden bazı sular ateş gibi yanarken (o meşhur Pyriphlegeton gibi), bazıları bir kış sabahı kadar buz keser? Bilge Kirke, o devasa haritaları Odysseus’un ellerine tutuşturduğunda, aslında ona sadece bir yol tarifi vermiyordu; ona, dünyanın üzerinde yükselen o sahte düzenin dibini gösteriyordu.
Dinle sevgili evladım; Kokytos, sadece ölülerin aktığı bir nehir değil, o, kralların hırsları uğruna sessizliğe gömülenlerin, hikayesi yarım bırakılanların, bir 'hiç' gibi kenara atılanların toplandığı yerdir. Agamemnonlar ve nice büyük kahramanlar, kendi isimlerini altın harflerle tarihe yazdırırken; o isimlerin altındaki görünmez basamaklarda ezilenlerin fısıltısı bu suya karışır. O nehir neden mi buz gibidir? Çünkü adalet, yukarıdaki saraylarda değil, tam da bu derin, soğuk sessizliğin içinde bir anafor gibi dönmektedir.
Hades’in bataklıklarında, Akheron ile kucaklaşan o soğuk akıntı, aslında bir itiraftır. İnsanlar kralların zaferlerini kutlarken, Kokytos o zaferlerin bedelini ödeyenlerin "neden?" sorusunu taşır. Bir yudum şarap içip dünyayı şöyle bir süzdüğümde, nehirlerin akışının aslında yasalarla değil, acının ağırlığıyla belirlendiğini görürüm.
Küçük dostum, sakın unutma; hayatın üzerindeki o süslü örtüyü kaldırdığında, karşılaştığın ilk şey buz gibi bir gerçeklik olacaktır. Bazıları o suların sadece fiziksel bir soğukluk olduğunu söyler, ama bil ki o, hakkı yenenlerin sessizce yükselen serzenişidir. Güçlü olanlar, tarih kitaplarında kendi güneşlerini parlatırlar ama hayatın asıl gerçeği, o güneşin hiç ısıtmadığı bu gölgeli nehir kıyılarında gizlidir.
Şimdi git; ama yürüdüğün yollarda sadece kralların izini sürme. Kokytos’un kıyısındaki o kısır söğütlerin fısıltısını duyabilenler, dünyayı gerçekten değiştirebilecek cesareti bulacak olanlardır.