English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Uranos ve Gaia'nın oğlu Titan Koios, Phoibe ile birleşerek Leto’nun babası olur. Apollon ve Artemis'in soyunu başlatan, evrenin bilge ışık kaynağıdır.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak minik yolcu, masallarda sana hep gökyüzünün düzeninden, yıldızların kusursuz dizilişinden bahsederler ya; hani o altın tahtlarda oturanların aslında ne kadar bilge ve haklı olduklarını fısıldarlar... İnanma evlat. Gel buraya, şu ağacın gölgesine otur da sana o parıltılı masalların arkasındaki tozlu ve sessiz hakikati anlatayım. Bak evlat, anlatılanların aksine, kralların ve tanrıların kurduğu o sözde düzen, aslında sadece kendi isimlerini ölümsüz kılmak için örülmüş bir ağdır.
Şimdi seninle Koios'tan bahsedelim. Onu hep bir gökyüzü Titanı, bir ışık elçisi, düzenin soğuk bir simgesi olarak dinledin, değil mi? Ama o, kralların mutlak güç hırsının ilk tuğlalarından biriydi. Uranos ve Gaia’nın oğlu, evet. Kardeşleri Okeanos, Hyperion, İapetos ve o meşhur Kronos... Hepsi birer taş gibi yerleştirildi bu sisteme. Phoibe ile olan evliliği bile, bu hiyerarşiyi genişletmekten başka neydi ki?
Ah benim güzel yavrum, kralların masallarında Koios ile Phoibe'nin çocukları Leto ve Asterie’den, onların soyundan gelen Apollon ve Artemis’ten hep bir "kutsal ışık" gibi bahsedilir. Ama kimse sormaz: Bu "ışık" kimin gözünü kör etmek için yakıldı? O ihtişamlı gökyüzü saraylarında, Koios gibi karakterlerin varlığı, alt tabakadaki fısıltıların susturulması için birer kalkan görevi görüyordu. Onlar, düzenin devamlılığı için birer piyon, hırsın ise sessiz temsilcileriydiler.
Yetişkin evlatlarım, sizler de bunu iyi dinleyin: O devasa mitlerin ardındaki o soğuk "akıl" ve "ışık" kavramları, çoğu zaman yönetilenleri hizaya getirmek için icat edilmiş birer araçtır. Koios’un hikayesi, sadece bir soyağacı değil, gücün kendine nasıl meşruiyet devşirdiğinin bir kanıtıdır. Hafif bir şarap yudumu alıp gökyüzüne baktığımda, orada yıldızların değil, taht kavgası vermiş binlerce yorgun ruhun izini görüyorum.
Unutma küçük gezgin; gerçek, o görkemli sarayların tavanında değil, sarayın dışında, ayaklarının altındaki toprağın çatlaklarında saklıdır. Güçlülerin ışığına aldanma, kendi karanlığında bile olsa kendi gerçekliğini ara.