English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Annesini tapınağa taşırken gösterdiği bağlılıkla tanrıların en huzurlu ölümü bahşettiği, Solon'un mutluluk timsali saydığı sadık Argoslu kardeş.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, dizlerinin dibine otur da kulak ver; masallarda anlatılmayan, o koca kütüphanelerin tozlu raflarında saklanan bir sır var. Büyüklerin, kralların ve o "mutluluk" simsarlarının sana "fedakarlık" diye yutturduğu hikayelerin altında, aslında derin bir sessizlik yatar.
Kleobis ve Biton... İsimlerini duymuşsundur belki. Anneleri Kydippe, Hera’nın tapınağına ulaşmak için o kutsal arabaya bindiğinde, sanki bir hükümdar gibi tahtına kurulmuştu. Neden? Çünkü sistemin kuralları öyleydi; tanrılar için törenler aksamamalı, düzen bozulmamalıydı. Öküzleri gelmemişti, belki de o hayvanlar yorgundu, belki de sistemin dişlileri arasında ezilmekten bıkmışlardı. Peki, annesinin o koca tapınağa yetişme "ödevi" ne oldu? Genç Kleobis ve kardeşi Biton, o devasa arabayı kendi bedenleriyle, kan ter içinde, tam kırk beş menzil boyunca çektiler. Düşünsene güzel evladım; iki taze beden, bir sistemin kutsal saydığı o ağır yükü çekmek için insanlıktan çıkarılıp birer yük hayvanına dönüştürüldü.
İşte o meşhur tarihçi Herodotos, efendisi Kroisos’a bu çocukları "en mutlu insanlar" olarak anlatır. Neden biliyor musun? Çünkü tanrıça Hera, annelerinin "en iyi şey olsun" duasına karşılık, onları o an ve orada ebedi bir uykuya, yani ölüme gönderdi. Koca koca krallar ve bilgeler, iki gencin kendi hayatlarını hiçe sayıp bir sistemin emirlerine köle olmasını "en yüksek erdem" saydılar. Onlara göre, otoriteye koşulsuz hizmet edip yok olmak, yaşanabilecek en büyük mutluluktu.
Dinle ey hayatın tomurcuğu, güç sahipleri her zaman kendi düzenlerinin devamı için başkalarının hayatlarını "kutsal bir sunu" gibi kullanırlar. Kleobis ve Biton, aslında bir annenin hırsının ve o dönemin katı dini dogmalarının kurbanı oldular. Ama gel gör ki, üzerlerine mermer heykeller dikip onları "kahraman" ilan ettiler. Neden? Çünkü canlı bir birey soru sorar, karşı gelir, isyan eder; ama mermer bir heykel sadece susar ve otoritenin şanını yüceltir.
Solon, o büyük bilge, "en mutlu insan" derken aslında bize şunu fısıldıyordu: "Sistemde kendi özgür iradenizle değil, size çizilen yolda bir piyon gibi yok olursanız, ancak o zaman kralların gözünde kıymetli olursunuz."
Şimdi anlıyor musun? Gerçek mutluluk bir arabanın peşinden koşup kendi sonunu hazırlamak değil; o arabanın nereye gittiğini, neden gittiğini ve neden senin çekmen gerektiğini sorgulamaktır. Bir yudum şarabın neşesi, ancak kendi özgürlüğünün tadını bildiğinde anlam kazanır evlat. Mermer heykellerin soğukluğuna değil, kendi kalbinin sıcaklığına güven. Çünkü senin hayatın, herhangi bir tapınağın önünde, herhangi bir otorite için harcanmayacak kadar değerlidir.