English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Odysseus’un Troy dönüşü yağmaladığı Trakya şehri İsmaros’un halkı. Akhalara karşı verdikleri kanlı mücadele ve nefis şaraplarıyla tanınırlar.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var; kralların "zafer" dediği şeyin arkasında, aslında kimin kaybettiğini hiç düşündün mü? Kadehimdeki şu ince, bilge neşeyi yudumlarken sana İsmaros’un topraklarında, o kadim kıyıda yaşananları fısıldayayım.
Odysseus, o kurnaz gezgin, Troya’nın külleri henüz soğumadan İsmoros kentinin kapılarına dayandı. O ve adamları, kendilerini "haklı" ilan edip bir şehri talan ettiler. Neden? Çünkü güç sahipleri, birini suçlu ilan ettiklerinde vicdanlarının sesini susturmak için bahanelere ihtiyaç duyarlar. Kikonlar için "Troya’nın müttefiki" yaftası, yağmalanmak için yeterli bir mazeretti. Oysa o evlerde, o sokaklarda yaşayanlar sadece yaşamak isteyen insanlardı; kralların büyük satranç tahtasında piyon sayılan gölgeler.
Ah benim küçük yolcum, Odysseus o gün yedi külçe altın ve o meşhur, zihin bulandıran şaraptan gemilerine taşıdı. O şarap ki, sonradan Polyphemos’un gözlerini kör edecek kadar keskin bir pusuydu. Odysseus, altını ve malı görünce "hadi, hemen kaçalım" dedi. Ama neden? Belki de yağmaladığı o masum insanların ahından korktuğu için. Arkadaşları ise o sarhoşluğun ve doygunluğun rehavetiyle, bir kralın hırsı uğruna nasıl bedel ödediklerini anlayamadılar.
Dağlardan inen Kikon atlıları, evlerinin yağmalanmasına karşı yükselen o haklı öfkeyle geldiler. Altı can... Altı genç adam, Odysseus’un açgözlülüğünün ve gereksiz şiddetinin bedeli olarak o topraklara gömüldü. Tarih kitapları bu durumu sadece bir "savaş" veya "stratejik bir hata" olarak yazar. Oysa ben, ağaçların ve rüzgarın dilini bilen yaşlı bir dostun olarak sana şunu söyleyeyim: Kralların kılıçları parladığında, en çok bedeli toprağın üstündeki çiçekler ve en alttaki insanlar öder.
Unutma küçük ruhum; bir fatih evine döndüğünde, yanında getirdiği altınlar kadar, geride bıraktığı gözyaşlarının ağırlığıyla da tanımlanır. O gün İsmaros kıyısında akan sadece kan değil, güvenin ve adaletin de son kırıntılarıydı. Şimdi gözlerini kapat ve o denizin sesini dinle; belki o ses sana, kazananların aslında nasıl da kaybettiğini anlatır.