English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
İo ve Zeus’un kızı, Poseidon’dan Byzas’ı doğuran; ismini annesinin geçtiği boynuz şeklindeki Haliç’ten alan efsanevi Bizans ana figürüdür.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun ay ışığının altında sana masalların tozlu raflarında saklanan o asıl hikayeyi anlatayım; hani şu kralların, tanrıların altın yaldızlı zırhlarının ardındaki çatlakları görenlerin bildiği o büyük sırrı...
Dinle güzel yavrum, tarih kitapları Byzantion’un kurucusu Byzas’ı bir kahraman gibi anlatır, sanki şehirler bir gecede gökten zembille inmiş gibi. Oysa her parıltılı tacın altında, tarihin karanlık dehlizlerine itilmiş bir annenin, Keroessa’nın fısıltısı gizlidir. İo, o talihsiz kadın, Zeus’un kibirli hırsının kurbanı olup "Altın Boynuz" dedikleri suları geçerken, toprağa bir can bıraktı. Keroessa... Adı boynuzdan gelir; yani direncin, doğanın ve bükülmez olanın sembolü. Ama tanrılar ve krallar dünyasında, bir kadının boynuzu sadece başkasının gücünü desteklemek için bir basamak olarak görülür, hiç düşündün mü?
Keroessa, Poseidon’un o taşkın ve umursamaz deniz tutkusuyla birleştiğinde, bir kral olan Byzas doğdu. İnsanlar bunu bir "tanrısal lütuf" sanır, evladım. Oysa bu, gücün kendi soyunu kutsallaştırma oyunundan başka bir şey değildir. Keroessa, denizin tuzlu rüzgarlarında büyürken, aslında kralların kurduğu o soğuk saray duvarlarının dışında, özgür ama hep birilerinin “annesi” veya “kızı” olarak tanımlanmaya mahkum bırakıldı.
Ve o meşum son... Byzas tahta geçtiğinde, sarayın koridorları sessizliğe bürünürken, Keroessa’nın diğer oğlu kardeşine karşı kılıç çekti. Neden mi? Çünkü güç, evlat, sadece birini yüceltmek için ötekini yok etme sanatıdır. Tarih, bu kanlı kardeş kavgasını bir "savaş" diye yazar; oysa bu, krallık dediğimiz o zehirli oyunun kendi evlatlarını birbirine kırdıran acımasız dişlisidir. Keroessa ise tüm bunların ortasında, sessizliğin ve kaybın bilgeliğiyle, tarihin sayfalarına hapsedilmiş bir hatıradan ibaret kaldı.
Bazen, bilgece bir neşeyle yudumladığım şarabın tortusunda, o kadının gözlerini görürüm. O gözlerde, ne kralların zafer naraları vardır ne de tanrıların o kibirli buyrukları. Sadece kendi varlığını koruma çabası... İşte hakikat budur çiçeğim; masallarda anlatılan zaferlerin bedelini, aslında hiç adı anılmayanlar, o gölgelerde unuttuklarımız öder. Şimdi git, rüyanda o "Altın Boynuz"un serin sularını değil, o suların ardındaki kadının omuzlarındaki ağır yükü hatırla. Güç, her zaman göründüğü kadar ışıltılı değildir; çoğu zaman o ışıltının altında, dökülmüş yaşlar ve yorulmuş ruhlar yatar.