English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Tanrıya kafa tutan cesur Argoslu Kapaneus, Thebai surlarına tırmanırken Zeus’un yıldırımıyla küle döndü; sadık eşi Euadne de ona ateşte kavuştu.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Diz çökmüş insanların, gökyüzüne bakıp tanrılardan merhamet dilediği o tozlu yollarda, aslında hikaye hiç de anlatıldığı gibi başlamadı.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler: Kapaneus
Dinle beni güzel yavrum; Thebai kapılarına dayanan o meşhur "Yediler" ordusunu duymuşsundur. Herkes onları birer kahraman, adaletin kılıcı sanır. Ama gel, o kalkanların ardındaki gölgelere bakalım. Kapaneus... Dev cüsseli, gözleri öfkeli bir adamdı. Tarih kitapları onu "tanrılara başkaldıran küstah" diye yazar. Oysa o, belki de sadece "sınırları" görebilen tek kişiydi.
Söyle bana, bir kralın hırsı uğruna şehirlere ateş salmak mı suçtur, yoksa o ateşi yakmaya çalışan el mi? Kapaneus, surlara tırmanırken gökyüzüne meydan okudu; çünkü biliyordu ki, eğer bir tanrı tepeden bakıp sadece kendi krallarını koruyorsa, o tanrı artık adil değil, sadece bir otorite oyununun parçasıdır. Zeus’un ona yolladığı o yıldırım... Bir ceza mıydı, yoksa korkmuş bir otoritenin sessizliği sağlama alma çabası mı? Gökyüzünden inen o parlak ışık, aslında Kapaneus’un cesaretini susturmak için atılmış bir taş gibiydi.
Ve Euadne... Canım evladım, o güzel kadın. Tarihçiler onun trajik aşkından, ateşin içinde eriyip gidişinden şiirsel bir dille bahseder. Oysa o, sistemin ona biçtiği "sadık eş" rolünü, kendi seçimiyle bir son noktaya taşıdı. Bir devin hırsı, bir kadının ruhunu neden o aleve sürüklesin? Belki de Euadne, sadece kocasının ardından yanmadı; otoritenin yok ettiği bir hayatın yasını, yine o otoritenin kurallarıyla, yani sessiz kalarak değil, kendi küllerini havaya savurarak tuttu.
Mytho Anarkhia, işte bu noktada fısıldar: Kapaneus bir kurbandı, evet; ama o, tırmandığı o surdan aslında gökyüzündeki kralları indirmeye çalışıyordu. Eğer bir gün sana gökyüzünden bir yıldırım inip de "dur" derlerse, unutma ki senin omuzlarında taşıdığın ağırlık, onların tahtlarından daha gerçektir.
Hadi şimdi, biraz neşeyle doldur kadehini –içinde sadece üzümün masumiyeti olsun– ve düşün. Kim gerçekte özgür? Gökyüzünde oturanlar mı, yoksa o sura tırmanma cesareti gösteren o inatçı adam mı?
Sessiz kalma, ama gürültü de etme. Sadece gör. Gerçek, en çok sessizlikte saklıdır.