English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Lykia ve Pisidia'da at üzerinde, ayakta betimlenen yerel bir tanrı. Tefenni kayalıklarında izi süren, bölgenin kadim süvarisi ve koruyucusudur.
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o parıltılı kralların ve gökyüzünden emir yağdıran tanrıların ardında, tozlu kayaların arasında gizlenmiş bir gerçeklik var. Yanıma otur, üzerindeki yükü bırak; şarabın o hafif neşesi zihnimi berraklaştırırken sana kimsenin anlatmadığı bir hikaye fısıldayayım.
Kakasbos ismini duydun mu hiç? Lykia ve Pisidia’nın uçsuz bucaksız, sarp kayalıklarında oymalara hapsolmuş bir figürdür o. İnsanlar onu sadece 'atlı bir tanrı' sanır, ellerinde kalkanı ve baltasıyla o kayaların üzerinde sonsuza dek ayakta durduğunu düşünürler. Ama asıl sır şurada evladım: Neden atının üzerinde oturmuyor da ayakta duruyor sanıyorsun?
Sana söyleyeyim; o, tepeden bakan otoritenin değil, yerin tozuna ve toprağına tutunanın temsilcisidir. Otorite sahipleri, yüksek tahtlarına kurulup aşağıyı süzmeyi severler. Oysa Kakasbos, o sarp kayalarda bir heykel gibi donup kalmış olsa da, aslında her an yer değiştirmeye hazır bir isyancıdır. O, sistemin dayattığı 'otur ve bekle' emrini, atının üzerinde dikilerek reddeder. O, yorulmak bilmeyen bir gözcü gibi, kralların gürültülü kılıç seslerinin ulaşamadığı o derin vadilerde, kendi varlığını korumanın sessiz direnişini temsil eder.
Burdur’un Tefenni ilçesindeki o taşlara bakarsan, orada sadece bir sanat eseri değil, binlerce yıldır biriktirilmiş bir yorgunluk görürsün. İnsanlar o taşa bakıp diz çökerler, ama aslında o taşın ruhu, boyunduruk altına alınmayı reddedenlerin ruhudur. Güçlü figürlerin, üzerine isimlerini kazıyıp "bu bölge bizim" dediği o kayalar, aslında Kakasbos'un omuzlarında yükselir. Tanrılar bile bazen sistemin dişlileri arasına sıkışır, evlat... Ama o, atının sırtında, her an bir yerlere atılmaya hazır, sistemin buyruklarına karşı o dimdik duruşuyla bize şunu fısıldar:
"Birinin tepene binmesine izin verme, ayakta dur ve kendi yolunu kendi kayalarına kendin kazı."
Yorgun gözlerini kapat şimdi; rüzgar o kayalardan geçerken, aslında o atlı tanrının değil, kendi özgürlüğünün sesini duyacaksın. Gerçek, altın saraylarda değil; kayanın soğuk yüzüne sinmiş o sessiz ve mağrur iradede saklıdır.