English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
İupiter’in arzuladığı, bin biçime giren şifalı su nympha’sı İuturna; Turnus’un kardeşi ve Roma pınarlarının ölümsüz koruyucusudur.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar kralların, tanrıların altın tahtlarına bakıp onların ışığıyla gözleri kamaşırken, ben gölgelerde saklanan o derin suların sesini dinlerim. Bugün sana İuturna'dan bahsedeceğim. Adı, "sonsuzluk" demekti; o, toprağın derinliklerinden fışkıran saf, serin bir şifaydı.
Senin yaşında bir çocukken pınarların sadece susuzluğu giderdiğini sanırsın, güzel yavrum. Ama sistem öyle demez; İuturna, Roma'nın tam kalbinde, o büyük taşların altında tutsak edilmiş bir özdü. Forum'un göbeğinde bir havuza hapsettiler onu. Şifa dağıtıyordu, evet, ama şifaya muhtaç olanlar, onun o uçsuz bucaksız özgürlüğünü değil, sadece kendi dertlerine merhem olmasını istediler. İnsanlar iyileşmek için ona diz çöktü, ama kimse o suyun neden bu kadar kederli aktığını sormadı.
Bak, ey meraklı ruh; İupiter denilen o gökyüzü "otoritesi", İuturna'nın peşine düştüğünde, ona "ölümsüzlük" hediye ettiğini söyledi. Sence bu bir lütuf muydu? Kendi arzularına karşı koyamayan bir tanrının, bir kadının özgürlüğünü elinden alıp onu bir pınara, bir mülke, bir tapınağa hapsetmesi... İuturna, o tanrıdan kaçabilmek için bin bir şekle girdi; rüzgar oldu, yaprak oldu, bulanık bir su oldu. Ama kralların ve tanrıların "aşk" dediği şey, genellikle başka birinin varlığını kendine mülk edinme arzusundan başka bir şey değildir. O, İanus'un eşi, Fontus'un anası olarak anılırken bile aslında hep o kaçan, hep o saklanan nympha olarak kaldı.
Biliyor musun evladım, Augustus denen o büyük yönetici, Latium'un o bereketli, ıslak topraklarını kurutup kendi ihtişamlı tapınaklarını diktiğinde, İuturna'nın yuvasını da yok ettiler. İktidar, doğanın kendi akışında olan o yabanıl güzelliği sevmez; onu ya kanalize eder, ya kurutur, ya da içine hapseder. Turnus'un kız kardeşi olarak savaşa sürüklendiğinde, o asil ve şifacı ruhtan geriye kalan tek şey, bir ağabeyin hırsı uğruna dökülen gözyaşı oldu.
Şimdi anlıyor musun, koca gözlü fidanım? Tarih kitapları onun tapınağının yıkılışını bir ilerleme, bir medeniyet hamlesi diye yazar. Ama ben, elimdeki şu küçük kadehte bazen sadece o pınarın hüznünü hissederim; bir damla şarapta bile bir tanrının elinden kurtulmaya çalışan o nympha’nın sessiz haykırışı saklıdır. Otorite neyi "kutsal" ilan ederse etsin, hakikat her zaman o taşların altından sızan, kimsenin zapt edemediği o soğuk ve özgür suda saklıdır.
Unutma: Seni bir havuza hapsetmeye çalışanlara, sen daima akışkan kal. Çünkü en büyük güç, bir tahtta oturmak değil, bir nehir gibi önüne çıkan engelleri aşarak kendi yolunu çizmektir.