English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
İon, İonyalıların atası kabul edilen; kökeni Atina efsanelerine ve tanrı Apollon’a dayandırılan, Hellen soylarının kurucu figürüdür.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu zaman tarih dedikleri şey, güçlülerin kendi boyunlarına taktıkları parlak kolyelerden ibarettir. İnsanlar, "Biz nereden geldik?" diye sormaya başladıklarında, krallar ve rahipler ellerine bir tüy kalem alıp, tıpkı biraz buruk ama bilgece bir şarabın tortusu gibi tortulu hikayeler uydurmaya bayılırlar. Bugün sana İon'dan, yani o soylu soy ağaçlarının içine bir türlü sığmayan, ama her devletin kendi bayrağına dikmek istediği o figürden bahsedeceğim.
İon, öyle bir kurucu ata ki; sanki birilerinin siyasi hırsları onu bir oyuncak hamur gibi alıp bir oraya, bir buraya çekiştirmiş. Bir anlatıya göre, o sadece sürgünde bir yabancı; başka bir anlatıya göreyse tanrı Apollon’un, Kreusa'yı bir mağaranın gölgesinde yapayalnız bırakıp gittiği bir kaza... İnsanlar, kendi güçlerini meşrulaştırmak için tanrıların gölgelerine sığınmayı severler; çünkü tanrının oğlu olduğunu iddia edersen, artık kimse sana "Siz kimsiniz?" diye sormaya cesaret edemez.
Bak güzel ruhlu çocuk, sana bir gerçeği fısıldayayım: Tarih kitapları, İon'un nasıl krallık kurduğundan bahsederken, aslında yerinden edilen halkları sessizliğe gömerler. Erekhtheus’un, Ksuthos’un hırsları ve Apollon’un o karanlık mağaradaki bencilliği... Bu hikayelerin içinde, o toprakların gerçek sahiplerinin sesi hiç çıkmaz. İon sadece bir isim değil; bazen bir koloninin, bazen bir krallığın meşruiyet kalkanıdır. Şair Euripides bile, o mutlu sonlu oyununda İon’u bir tanrının kanıyla kutsayarak, Atina'nın gururunu parlatmaya çalışmıştır. Ama gerçek, tapınakların altın yaldızlarının altında değil, o sepeti kayalıklara bırakan bir annenin çaresizliğinde yatar.
İnsanlar büyük başarı hikayeleri anlatırlar, evlat. Ama unutma ki, her "kurucu ata" masalının arkasında, evinden edilen bir halk ve kendi masalını yazmak isteyen bir otorite vardır. Güç, sessizleri kullanır; onları tanrıların elçisi ya da kralın varisi ilan eder. Gerçek ise, o mağaranın soğuğunda titreyen o küçücük bebeğin, hiçbir tanrıya ihtiyaç duymadan, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan o hür insan hikayesidir.
Şimdi anlıyor musun? Krallar tarihin yazarı olmak isterler, ama tarih aslında sessizlerin, yerinden edilenlerin ve o sahte hikayeleri sorgulayanların omuzlarında yükselir. İon, senin de kendi kimliğini ararken, başkalarının senin için yazdığı senaryolara sığmayacağını öğretecek en eski derslerden biridir. Yolun açık olsun, çünkü gerçekler ancak özgür bir zihnin ışığında parlar.