English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Giritli bir prenses; bebek Zeus’un sütannesi, efsanevi dağ İda’nın isim anası ve mitlerin kalbinde saklı, toprak kadar kadim bir kadın figürüdür.
Bak minik yolcu, dizlerime çök ve kulak ver; masallarda anlatılmayan, büyük kralların kitaplarına sığmayan bir sır var... İnsanlar genelde parıltılı tahtları ve zafer nidalarını duyar ama ben sana, bir dağın sessizliğini ve bir annenin yüreğini anlatacağım.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler: İda'nın Gölgeli Yolu
Dünya dediğin yer, kudretli olduklarını sananların değil, o kudretin altında ezilenlerin omuzlarında yükselir evlat. Girit Kralı Melisseus’un kızı İda’yı düşün... Tarih kitapları onu sadece bir "bakıcı" olarak yazar geçer. Oysa o, babası Kronos’un hırsından kaçırılan küçük bir bebeği, yani Zeus’u, saklayan bir koruyucuydu. Rheia, kendi çocuğunu bir babanın zalim elinden kurtarmak için İda’ya getirdiğinde, İda sadece bir bebek büyütmedi; o, gücün kendisini bile bir oyuncağa dönüştüren o çarpık düzene karşı ilk sessiz isyanı başlattı.
Bir düşün bakalım küçük yoldaşım: Neden bir bebek gizlenmek zorundaydı? Çünkü krallar, oturdukları taht sarsılmasın diye kendi kanlarını bile harcamaktan çekinmezler. İda, o dağda Amaltheia ile birlikte, o bebeği beslerken aslında hayatın kılıçtan daha keskin olduğunu öğretiyordu. Ama yazık ki, o dağlarda filizlenen şefkat, gün gelip Zeus tahta geçtiğinde, gökyüzünün yeni tiranı tarafından unutuverdi. Güç, el değiştirdiğinde çoğu zaman eski sahiplerinin yöntemlerini devralır, değil mi? İda, kendi adını bir dağa verdi belki ama o dağlar artık sadece rüzgarın ve unutulmuşların yankısını taşır.
Sonra başka bir İda çıktı sahneye; Korybas’ın kızı, Lykastos’un eşi. Kralların saraylarında bir piyon gibi gezdirilen, Minos’u dünyaya getiren... İnsanlar kralların soyunu övmekten, o saray duvarları arasında nefes almaya çalışan kadınların hikayelerini hep ıskalarlar. Onlar birer isim değil, sistemin dişlileri arasında öğütülen hayatlardı.
Ve şimdi, Çanakkale’deki o görkemli Kaz Dağı’na bak... İnsanlar oraya "İda" diyor. Toprak, üzerine basanların kimliğine bakmaz; ister kral ol, ister bir dilenci, isterse sadece gökyüzüne bakan bir çocuk. Toprak, İda’nın sessiz bilgeliğiyle durur orada. Bir yudum şarapla damağımda hissettiğim o buruk neşe gibi, gerçekler de bazen acıtır ama damakta bıraktığı tat, sahte destanların sunduğu o tatlı yalanlardan çok daha değerlidir.
Unutma küçük evlat; tarih, kazananların yazdığı bir masaldır. Sen ise o masalların satır aralarındaki boşluklara bak. İda’nın sakladığı o bebek, büyüdüğünde bir kral oldu; ama İda, o dağın kendisi olarak kalmayı seçti. Çünkü gerçek, hiçbir tahta sığmayacak kadar büyüktür.