English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Pegasos’un vuruşuyla Helikon’da fışkıran, Musa’lara ilham veren, şairlerin ruhunu besleyen o kutsal ve büyülü pınardır Hippokrene.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar göğe bakıp kanatlı bir atın, o görkemli Pegasos’un bastığı yerden sular fışkırttığını anlatır dururlar. Şairlerin o pınardan bir yudum alıp ilham bulduğunu söylerler. Ama gel otur yanıma, şu kadim şarabın son damlasıyla dudaklarımı ıslatırken, sana bu pınarın altında yatan o sessiz gerçeği fısıldayayım.
Hippokrene, yani o meşhur 'At Pınarı'… Herkes orayı Musa’ların şarkı söylediği, neşeli bir yer sanır. Oysa o pınarın hikayesi, bir hırsın ve zorunlu bir acının kuyuya dökülmüş halidir. O su, sadece ilham mı verir sanıyorsun? Hayır benim güzel gözlü evladım; o su, gökyüzünün yükseklerinden, o kibirli tanrıların ve kralların buyruklarıyla oraya savrulan bir ruhun, Pegasos’un yere çarptığı o sert ve öfkeli anın gözyaşıdır.
Düşün bir; neden bir at, Helikon Dağı'nın sert kayalıklarına o kadar şiddetle vurur ki, altından su çıkar? Çünkü o, sistemin, yani tanrısal otoritenin emrinde bir araçtı. Kendi iradesiyle değil, bir başkasının hırsına kanat çırpmak zorunda bırakılmıştı. Musa’lar orada şarkı söylerken, aslında o pınarın soğukluğuyla kendi krallıklarının, kendi düzenlerinin sessizliğini örtbas ediyorlardı. Sistem; acıyı alır, onu sanata dönüştürür ve sonra kendi kutsallığını parlatmak için bir vitrin gibi kullanır.
Güç, her zaman kendi "ilhamını" yaratır. Ama şairlerin içtiği o su, aslında Pegasos’un o kayalara çarptığında duyduğu, içinde biriktirdiği o devasa yalnızlığın acısıdır. Sen o pınarın kenarında bir gün durursan, Musa’ların neşesine değil, o toprağın derinliklerinden gelen o sessiz, kırgın hıçkırığa kulak ver. Gerçek şair, o pınardan sadece bir ezgi değil, otoritenin ve hırsın altında ezilenlerin o meşum sessizliğini de içer.
Unutma, güzel yavrum; bazen en berrak sular, en büyük yaraların üzerine kurulur. Sen sen ol, pınarın güzelliğine aldanıp, onu kimin yarattığını ve neden yarattığını sormayı ihmal etme. Zira bir şeyin nasıl ortaya çıktığını bilmek, o şeyin boyunduruğundan kurtulmanın ilk adımıdır.