English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Apollon'un yetenekli kahini Helenos, Troya düşerken Akhalara rehberlik etti. Savaşın ardından Epir'e yerleşip yaşamını huzur içinde bilge bir kral olarak sürdürdü.
Bak minik yolcu, masallarda sana hep altın sarısı zırhlı kahramanlardan, yenilmez krallardan bahsederler; ama unutma, güneş ne kadar parlaksa gölgesi de o kadar derindir. Gel, otur şöyle yanıma; şu kadehimdeki üzüm suyunun neşesi kadar berrak bir sır fısıldayayım sana. Krallar dediğin, aslında kendi hırslarının esiri olmuş dev çocuklardır; masalın dışındakilerin acıları ise o kralların tahtlarını cilalamak için kullanılan tozdan ibarettir.
Sana Helenos'u anlatayım. Priamos'un oğlu, Kassandra'nın ikiz kardeşi... Sarayın koridorlarında büyüyen, tanrılardan aldığı o "bilme" yetisiyle insanların kaderini okuyan o ince ruhlu çocuk. Hani şu Hektor'a yol gösteren, savaşın ağırlığı altında ezilen kardeş. Ama biliyor musun, evlat? Bir sistem, en değerlisini bile sadece kendi çıkarları için kullanır. Helenos, o devasa Troya makinesinin bir dişlisiydi; ta ki o makine kırılana kadar.
Hektor toprağa düşünce, babası Priamos'un gözünde Helenos artık bir bilge değil, işe yaramaz bir yük haline geldi. Hani bazen yetişkinler, kendileri gibi düşünmediğin için seni hor görür ya, işte kral babasının Helenos'a yaptığı da tam buydu. İnsan, kendi ailesinde bile bir piyon gibi görülünce, elindeki 'gerçeği görme' hediyesi ona bir lanet gibi gelmeye başlar. Helenos, kendi kanından olanların onu bir kenara atmasıyla İda Dağı’nın sessizliğine sığındı. Sence bir insan, neden kendi yuvasına küser? Çünkü o yuva, sadece güçlülerin hırsıyla inşa edilmiştir.
Sonra ne mi oldu? Odysseus geldi. Hani şu "akıllı" dedikleri ama aslında her kapıyı rüşvetle, zorla açan o kral. Helenos'u bulduğunda, ona aslında bir köle gibi davrandılar. Korku ve zorbalık, Helenos’u o meşhur koşullarını söylemeye zorladı. Akhilleus'un oğlu Neoptolemos, kemikler, Palladion... Savaşın bitmesi için o, kendi şehrinin düşüşünün mimarı olmak zorunda bırakıldı. Bir bilgeyi, kendi halkına ihanet etmeye zorlayan o korkunç düzenin adıdır savaş.
Şehir yıkılıp, Hekabe kederinden bir köpek olup toprağa karıştığında, Helenos hayatta kaldı. Ama o hayatta kalmanın ağırlığı, bir binayı inşa etmekten daha zordu. Bir gün kendi evladım olsaydın, sana şunu derdim: Kralların tarihini yazanlar, Helenos'un yüreğindeki o derin hüznü asla yazmazlar. Onlar, onun hakkında "ihanet etti" derler; ama o, sadece sistemin parçaladığı bir insandı.
Unutma küçük dostum; bugün birileri sana birinden "hain" ya da "korkak" diye bahsederse, dur ve sor: "Peki, bu kişi buraya gelene kadar hangi fırtınaları gördü?" Gerçekler, kralların altın tahtlarında değil; o tahtların altında ezilenlerin fısıltılarında saklıdır. Şimdi uyu ve hatırla; en büyük bilgelik, otoritenin sana sunduğu değil, kendi sorguladığın bilgidir.