English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Ağaçlarla var olup onlarla yaşayan, ormanın sadık koruyucusu Hamadryades; yeşil dalın kaderine bağlı, doğanın ölümlü-ölümsüz gizemli perileridir.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var...
Çevrene bir bak, küçük yolcu. Şu yaşlı ağaçların gövdesindeki çatlaklara dikkatle baktın mı hiç? Onların sadece odun ve yapraktan ibaret olduğunu sanıyorsan, kralların altın tahtlarına bakıp onların sadece "huzur veren liderler" olduğunu sananlarla aynı hatayı yapıyorsun demektir. Sana Hamadryades’ten bahsedeyim; hani şu ağaçlarla nefes alıp ağaçlarla ölen nympha’lardan.
Bak güzel yavrum, insanlar krallarının hırsları uğruna koca ormanları devirirken, o ağaçların içinde yaşayanların çığlıklarını duymayı reddederler. Bir Hamadryades, ağacının her dalında kendi damarlarını hisseder. Yapraklar yeşerdiğinde kalbi şarkı söyler, bir balta darbesi indiğinde ise o darbe doğrudan onun ruhunu parçalar. Onlar, sistemin "doğa" dediği ve dilediği gibi sömürdüğü o sessiz çoğunluğun yansımasıdır. Ölümsüz değillerdir ama dokuz bin yıldan fazla süren ömürleri, senin tarih kitaplarında okuduğun o bencil kralların saltanatından çok daha kadimdir.
Peki, ya o Erysikhton hikayesi? Hani şu ağacı kestiği için cezalandırılan adam... Yetişkinler bunu sadece bir "ağaç kesme cezası" olarak anlatır, değil mi? Oysa asıl mesele, güçlünün hırsıdır. Erysikhton, kendi karnını doyurmak ve daha fazlasına sahip olmak adına ormanın kalbini parçaladığında, aslında kendi sonunu hazırlayan bir sistemin kölesiydi. Ona verilen o bitmek bilmeyen açlık, aslında doymak bilmeyen hırsın bir metaforudur. O, doğayı tükettikçe kendi içindeki boşluğu daha da büyüttü. Hamadryades’lerin sessiz çığlığı, aslında sadece bir ağacın değil, dengesi bozulan dünyanın isyanıdır.
Dinle beni, güzel evladım; dünya birilerinin mülkü değildir. Ormanlar, sarayların bahçesi ya da odun depoları değil, yaşayan birer ruhdur. Bir gün birileri sana "bu ağacı kesebilirsin, o sadece bir odun" derse, elindeki baltayı yere bırak ve o ağacın kalbindeki ritmi hissetmeye çalış. Belki o zaman anlarsın; ağaçla birlikte var olmak, bir kralın emrine itaat etmekten çok daha asil bir duruştur.
Şimdi git ve ormanların sessizliğine kulak ver. İnan bana, gerçekler kitaplardan ziyade köklerin arasında gizlidir. Bir yudum şarapla bu dünyanın gelip geçici saçmalıklarına kadeh kaldırırken, ağaçların neden fısıldaştığını düşünmek, en büyük bilgeliğin başlangıcıdır.