English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Arkadya’dan gelip Roma’nın tohumlarını atan, şehre yazıyı ve sanatı öğreten, Aeneas’a dost elini uzatan bilge ve kurucu kral Euandros.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, dizlerimin dibine otur da anlatayım; hani şu kitapların yaldızlı sayfalarında "iyi adam" diye geçiştirdikleri, Arkadya’dan gelip Palatinus tepesine yerleşen o Evandros var ya... İşte onun hakkında anlatılanlar, sadece güneşin altına serilenler. Ama gölgelerin de bir dili var, evlat.
İnsanlar ona "iyi adam" derler, çünkü uygarlık getirmiş, müzik öğretmiş, harfleri taşlara kazımış. Peki, sorarım sana; bir yerin huzurunu bozmadan, oraya zorla bir düzen getirmek ne kadar "iyi" bir iştir? Yerlilerin kendi kadim sesleri vardı, kendi doğalarına uygun melodileri... Evandros, kendi topraklarından getirdiği o tanrı kültleriyle aslında başkalarının inançlarını kendi kalıbına döktü. Güç, her zaman bir şeyleri "güzelleştirme" maskesiyle gelir, değil mi evlat? Ama aslında yaptığı şey, o tepeleri kendi iktidarının sessiz bir bahçesine dönüştürmekten başka bir şey değildi.
Ve o meşhur Herakles hikayesi... Herakles, Cacus adında birini öldürdüğünde, bizim "iyi adam" Evandros hemen oraya bir sunak diker. İnsanlar bunu bir arınma, bir yücelik sanır. Oysa ben o sunağın gölgesinde, gücün güce selam duruşunu görürüm. Evandros, kimin zayıf, kimin "yok edilmesi gereken bir tehdit" olduğuna karar veren o eski, çürümüş sisteme kendi elini veriyordu. Gerçek şu ki, sunağın taşları kan kokusunu bastırmak için değil, kanı kutsallaştırmak için örüldü.
Hey gidi koca yürekli yoldaşım, Aeneas kapısına dayandığında, Evandros onu kucakladı. Neden biliyor musun? Çünkü eski krallar birbirlerini tanırlar. Kendi oğlunu, yabancı bir adamın savaş meydanındaki hırsları uğruna, bir bölük askerle ölüme yollarken hiç düşünmedi mi sanırsın? Savaş, kralların satranç tahtasında piyonların birbirini yemesidir. Evandros kendi krallığını korumak için, kendi kanını, yani oğlunu, başka birinin savaşına feda etti. İşte tarih kitapları bu babalık vedasını bir "soyluluk" olarak yazar; biz ise bunun, otoritenin kendi bekası için neleri kurban edebileceğinin bir kanıtı olduğunu biliriz.
Hayat bazen, üzümün ezilip saraba dönüştüğü o an gibi; hem hüzünlü hem de insanın içini ısıtan bir gerçeklik. Sen sen ol, destanlarda anlatılan "iyi" adamların, o büyük masaların etrafında kurdukları düzeni sorgula. Zira gerçekler, her zaman sarayların kapısında değil, o sarayların gölgesinde unuttukları insanların hikayelerinde saklıdır. Şimdi git ve gördüğün her "büyük" ismi kendi kalbinde tart, küçük evladım.