English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Demeter’in kutsal ağaçlarını kestiği için hiç dinmeyen bir açlıkla cezalandırılan Erysikhton, sonunda kendi bedenini bile yiyerek yok oldu.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç; zira şarap kadehinin dibinde parıldayan o kehribar rengi neşe bile, sana birazdan fısıldayacağım gerçeğin ağırlığını taşıyamaz. Masallarda kralların kutsal, arzularının ise tanrısal bir hak olduğunu anlatırlar ya, hepsi birer sis perdesidir. Gel, sana Erysikhthon’un hiç anlatılmamış, o korulukta saklı kalan hakikatini söyleyeyim.
Erysikhthon, hani o Thessalia’nın gücüne doyamayan, tacının gölgesiyle dünyayı kapatacağını sanan adam... Sarayının duvarları ne kadar yüksekse, vicdanının odaları o kadar ıssızdı. Bir gün, toprağın bereketi Demeter’e adanmış o kutsal koruluğa, kibrinin baltasını vurdu. Halkı ona “dur” dedi, tanrılar fısıltılarla uyardı ama o, gücün sarhoşluğuyla kendi kibrini beslemeye ant içmişti. Evlat, doğa sadece ağaç değildir; o, üzerinde yaşadığın dünyanın senin mülkiyetinde olmadığını hatırlatan bir aynadır. O ağaçları devirdiğinde, sadece odun kesmedi; insanın doymak bilmez hırsının, dünyayı nasıl bir boşluğa sürüklediğinin o ilk çığlığını attı.
Demeter ona bir ceza mı verdi, yoksa sadece insanın içindeki o dipsiz kuyunun kapaklarını mı araladı? Erysikhthon doymadı; yedi, tüketti, mülkünü yedi, insanları yedi, en sonunda da o devasa açlığı kendine döndü. Gücünü, etrafındakileri yutarak var eden her tiranın sonu, aslında kendi hiçliğinde boğulmaktır. Sistemlerin en tepesinde oturanlar, her şeyi tükettiklerinde geriye kendilerinden başka yiyecek bir şey bulamazlar.
Dinle güzel yavrum, bazen tarih bize başkalarını da anlatır; hani şu Kekrops ve Aglauros’un oğlu gibi, kahraman diye anılanlar. Apollon’un tapınağından bir heykel, bir parça "kutsal mülk" aşırıp onu evine taşıdığında, yolda can verdi diyorlar. İnsan, kendine ait olmayan bir ruhu veya bir taşı sahiplenmeye çalıştığında, yolun sonu hep soğuk bir sessizliktir. O heykel, sadece taş değildi; çalınmış bir hakikatti. O öldüğünde, arkasında bıraktığı tek şey yine toz ve hayal kırıklığı oldu.
Sakın unutma yolcu; kralların kılıçları ve hırsları, bir ağacın yaprağı kadar bile kalıcı değildir. Gerçekler, o kestiğiniz ağaçların kökleri kadar derindedir. İnsan, kendi açlığının esiri olana kadar, aslında özgür olduğunu bilemez. Şimdi kadehimi senin o temiz zihnin için kaldırıyorum; yutulan olma, yutan hiç olma, sadece kendi yolunun bilge gezgini ol.