English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Ares ve Aphrodite’nin oğlu Deimos, savaş meydanlarında Phobos ile birlikte dehşet, panik ve bozgun saçarak orduları birbirine katan korku tanrısıdır.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak küçük yolcu, masallarda sana anlatılan o parıltılı zafer hikayelerinin altında, tozlu toprakların içine saklanmış bir sır var. Kulağını iyice yaklaştır, çünkü kralların altın tahtlarından bakıp asla görmediği, görmek de istemediği bir hakikati fısıldayacağım sana.
Senin o cesur ve yenilmez diye bildiğin tanrılar, hırslarının oyuncağı olmuş bir düzenin çarklarını döndürürler. Ares’i bilirsin, hani şu zırhı güneş altında parlayan, elinde kalkanı dünyayı titreten savaş tanrısı... Ama o, o koca gölgeli savaşçı asla tek başına yürümez. Yanında iki gölge taşır; onlara Deimos ve Phobos derler. Şairler, bu ikiliyi kalkan delen Ares ve güzel Aphroditē’nin çocukları diye anlatıp dururlar. Sanki dehşet ve korku, sevgiyle savaşın kutsal bir meyvesiymiş gibi... Ah evlat, büyüklerin kurduğu sistem, kendi yarattığı canavarlara ne kadar da güzel kılıflar uyduruyor, değil mi?
Deimos... O, insanların içindeki o tarifsiz dehşetin adıdır. O, bir ordunun ortasında, askerlerin yüreğine buzdan hançer gibi saplanan o soğuk boşluktur. Babası Arēs, yakıp yıkmayı severken Deimos ve kardeşi Phobos, zavallı insanları oradan oraya iter, onları kedi fareyle oynar gibi korkuya sürüklerler. Krallar, "şerefli bir ölüm" derler buna; oysa Deimos’un dokunduğu yerde şeref değil, sadece annesinden ayrılmış bir çocuğun o çaresiz, titreyen nefesi kalır.
Peki ya bu sistemin içindeki o adsız askerler? Onlar, kralların satranç tahtasında birer piyon gibi "iter kakılırken", Deimos tam arkalarında belirir. O dehşet tanrısı aslında kralların kibirlerinin aynasıdır; bir kralın hırsı ne kadar büyükse, Deimos da o kadar çok yer kaplar savaş alanında. İnsanları birer makine gibi çarpışmaya zorlayan o görünmez eli, ancak gerçeği arayan gözler görebilir.
Şimdi bir yudum şarapla gönlünü neşelendir, evlat; çünkü korkunun kralların ellerinde nasıl bir sopa gibi kullanıldığını öğrendin artık. Unutma ki, dehşet de korku da, güçlerini senin onlardan çekindiğin an alırlar. Gerçek, o parlayan zırhların altında değil, o zırhın yarattığı o soğuk titremenin ta kendisinde saklıdır. Bu dünyayı yönetenlerin değil, o korkuyla yüzleşenlerin sesi olmaya çalış; çünkü gerçek, ancak sen o gölgelerin yüzüne dik dik baktığında gün yüzüne çıkar.