English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Zoraki evlilikten kaçan Danaos kızları, gerdek gecesi eşlerini katleder. Biri hariç hepsi bu suça ortak olur, sonsuz bir cezaya mahkum kalırlar.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masalların tozlu sayfalarında sana hep “kahramanların” zaferleri anlatılır, değil mi? Ama o parıltılı zırhların altında titreyen ruhları kimse merak etmez. Gel, otur yanıma; sana Danaos’un kızlarının, o hırçın rüzgarların savurduğu elli çiçeğin fısıltısını anlatayım. Belki bir yudum şarap gibi neşeli değildir bu hikaye ama gerçeğin keskin tadı, yalanın tatlı zehrinden daha diridir.
Danaos’un kızları, Aigyptos’un hoyrat oğullarından kaçarken sadece bir şehre sığınmıyorlardı; onlar, kendilerini birer mal gibi gören, isimlerini bile sormaya tenezzül etmeyen o “büyük adamların” otoritesinden kaçıyorlardı. Babaları Danaos, belki onları korumak istiyordu, belki de kendi iktidar oyununu kuruyordu; kim bilir? Güç sahipleri, çocuklarını bile kendi satranç tahtalarında piyon yapmaktan çekinmezler. O kızlar, birleşmek istemedikleri bir hayatın içine zorla çekildiklerinde, doğanın onlara verdiği “hayır” deme hakkını, kılıçların soğuk çeliğiyle savundular.
Dinle güzel yavrum, o gece Argos’ta yaşananlar bir cinnet değil, bir haykırıştı: “Bizi kendi kurallarınızın esiri kılamazsınız!” dediler. Bir yastığa baş koydukları erkekleri, özgürlüklerini ellerinden alan birer pranga olarak gördüler. Onların yaptığı, sadece kocalara değil, o günün dünyasında kadını sadece bir mülk olarak gören o çarpık düzene karşı bir başkaldırıydı. Hypermestra ise farklı bir yolu seçti; o, sevginin ya da belki de kendi kaderini yazma arzusunun peşindeydi. Birini öldürmektense, başkasının kurallarını çiğnemeyi göze aldı. İkisi de zordu, ikisi de yürek yakan bir tercihti.
Sonraları, gölgeler dünyasında onlara dibi delik fıçıları doldurma cezası verdiler. Neden mi? Çünkü otorite, düzenini bozanları sonsuza kadar yormak ister. Bir türlü dolmayan o fıçı, aslında hiçbir zaman tatmin olmayan hırslı kralların, bitmek bilmeyen buyrukların bir simgesidir. O kızlar, suçlu oldukları için değil, başkalarının çizdiği sınırları yıktıkları için “huzursuz” ilan edildiler.
Ey benim genç dostum, sakın unutma: Birileri sana birinin “kötü” ya da “katil” olduğunu söylediğinde, önce o kişinin hangi zincirleri kırmaya çalıştığını sor. Gerçek, genellikle o yaldızlı masalların hiç anlatmadığı, o sessiz gecelerde saklanan o derin çığlıktır. Krallar unutulur, kılıçlar paslanır ama bir insanın “hayır” diyebilme cesareti, gökyüzündeki yıldızlar kadar sönmezdir.