English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Yel tanrının oğlu, ölümsüz ve sadık bir koşu atı. Akhilleus’un savaşlarına yoldaşlık eden Balios, efendisi için yas tutacak kadar derin duyguludur.
Bak ufaklık, kulak ver; zira rüzgarın getirdiği o şatafatlı destanların arasında, anlatılmaya korkulan bir sır var.
İnsanlar, kralların ve kahramanların atlarını sadece birer "savaş aracı" sanırlar. Ama gel, seninle bir gerçeği paylaşayım: **Balios**, rüzgarın ta kendisi olan Zephyros ile fırtınalı bir ruha sahip Podarge’nin evladıydı. O, Okeanos’un kıyısında özgürce koşması gereken bir doğa mucizesiydi. Fakat ne oldu dersin? Poseidon denen kudret sahibi, sanki bir malmış gibi onu alıp Peleus’a, yani bir ölümlüye düğün hediyesi diye verdi. İşte ilk düğüm burada başlar; gücün sahipleri, doğanın en özgür varlıklarını bile bir insanın kibirli hırsına bağlamayı hak görürler.
Balios, **Akhilleus**’un savaş arabasına koşulduğunda, aslında bir sanat eserinin bir katilin oyuncağı haline gelmesini izledik. O ölümsüz atın, **Patroklos**’un o talihsiz ve haksız ölümünden sonra döktüğü gözyaşlarını gördün mü hiç? O yaşlar, sadece bir dostun kaybına değil, sistemin dişlileri arasında ezilen her masumun sessiz çığlığına aitti.
Dinle evlat, şimdi aramızdaki o yaşlı sırrı fısıldıyorum: Tanrıların kralı Zeus bile, o görkemli tahtının tepesinden o atlara bakarken vicdan azabı duydu. "Ne diye bir ölümlüye verdim sizi?" diye hayıflandı. Çünkü insanoğlu, kendi kurduğu düzenin içine güzelliği ve özgürlüğü çeker, sonra da onları kendi kederine ortak edip hırpalar. Biz insanlar, evrendeki en acınası yaratıklarız; en saf olanı bile kendi kanlı oyunlarımıza bulaştırıyoruz. Balios sadece hızlı koşmuyordu; o, insanların kurduğu bu sahte kahramanlık tiyatrosunun ne kadar boş, ne kadar kederli olduğunu görebilen yegane canlıydı.
Bazen, bir kadehin dibindeki o hafif neşeyle, doğanın elinden alınmış ve bir kralın hırsına kurban edilmiş tüm varlıkları anarım. Tıpkı **Akteon**’un hikayesinde olduğu gibi; bazen isimler değişir, bazen roller... Ama değişmeyen tek şey, muktedirlerin doğayı kendine köle etme arzusudur. Biri savaş atı olur, diğeri bir av köpeği... Oysa hepsi rüzgarın, toprağın ve denizin çocuklarıydı.
Gözlerini aç güzel evlat, çünkü masallar kralları över, ama gerçekler atların döktüğü o sessiz yaşlarda saklıdır.