English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Platon’un kaleminden doğan, Poseidon’un hüküm sürdüğü, sulara gömülüp efsaneleşen devasa zenginlikteki o gizemli ve kayıp ada: Atlantis.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler: Kayıp Ada Atlantis'in Kibri
Bak küçük yolcu, kulak ver bana... Masallarda sana kralların görkeminden, altın kubbelerden ve denizin derinliklerinde uyuyan hazinelerden bahsederler. Ama hiçbiri, o ışıltılı altınların altında yatan paslı hırslardan söz etmez. Gel, otur yanıma da sana o kadim denizin yuttuğu sırrı fısıldayayım.
Zamanın tozlu sayfalarında, Platon adında bir adam, Atinalı Solon’un Mısırlı rahiplerle yaptığı o tuhaf konuşmayı anlatır. Rahipler, Helenlere "Siz hep çocuksunuz," derler. Neden mi? Çünkü gerçek olanı, yani o sessiz ve yaşlı hafızayı unutup hep bir "büyük kahraman" anlatısı peşinde koşarlar. İşte Atlantis masalı da böyle bir kibrin, böyle bir unutuşun çocuğudur.
Dinle güzel yavrum; Atlantis, sadece bir ada değil, devasa bir hırsın vücut bulmuş haliydi. Poseidon’un soyundan gelen krallar, ellerindeki o ateş gibi parlayan oreikhalkos madeniyle dünyayı fethedebileceklerini sandılar. Surları, kanalları ve o görkemli limanları inşa ettiler. Peki, bu düzeni kurarken kime danıştılar? Elbette, kendi hükümranlıkları altında ezilen o sessiz halka değil. Kralların hırsı o kadar büyüdü ki, bir gün gözlerini Akdeniz’in öbür yakasına, özgürlüklere diktiler. Bir imparatorluk kurmak, başka ulusları "köle" yapmak, okyanusları kendi bahçeleri sanmak... İnsan, gücün doruğuna çıktığında, altındaki toprağın titremesini duymaz olur.
Platon, bu masalı Atina’yı yüceltmek için kullanmış olabilir; "biz kurtardık, biz kazandık" diyerek tarihe bir ayna tutmuş gibi görünebilir. Ama ey yüreği taze evlat, unutma: Görkemli sarayların temeli her zaman birilerinin emeğiyle, bazen de birilerinin sessiz çığlıklarıyla atılır. Atlantis battı, evet. Suların derinliğine gömüldü. Ama o deprem sadece bir doğa olayı mıydı, yoksa gökyüzünün kibrin ağırlığına daha fazla dayanamaması mıydı? Kim bilir...
Şarap kadehimdeki son damla gibi hafif ve berrak bir gerçek var: Tarih, kazananların yazdığı bir masal değil, kaybedenlerin sessizliğinde saklanan bir uyarıdır. Atlantis, altının ve madenin esiri olan her devletin, eninde sonunda kendi hırsının okyanusunda boğulacağının kanıtıdır. Şimdi söyle bana, güzel evladım; sence Atlantis gerçekten bir coğrafya mı, yoksa insanlığın kendi görkemine aşık olup kendini yok edişinin hiç bitmeyen döngüsü mü?
Gözlerini kapat, denizin derinliklerinden yükselen o eski sessizliği duy. Gerçek, o sessizliğin ta kendisidir.