English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Ate, insanın aklını çelen ve onu felakete sürükleyen uğursuz bir gaflet tanrıçasıdır. Olympos'tan kovulan bu varlık, Kader'in elinde acı bir oyuncaktır.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda anlatılmayan, o devasa sarayların loş koridorlarında fısıltıyla bile konuşulmayan bir sır var... Gel otur yanıma, şu kadim şarabın kokusu zihnini biraz açsın da gerçeğin çıplaklığına birlikte bakalım. Herkes sana kralların, kahramanların ne kadar "büyük" olduğunu anlatır değil mi? Oysa ben sana, o "büyük" adamların hatalarının aslında kimin eseri olduğunu anlatacağım.
İsmi Ate'dir onun. Kimi ona "gaflet" der, kimi "çılgınlık". Ama biz burada, onun aslında kralların kendi kibirlerini gizlemek için kullandıkları bir kalkan olduğunu biliyoruz.
Görüyor musun evlat, Agamemnon gibi "yüce" krallar, kendi hırslarıyla Akhilleus’un onurunu çiğnediklerinde, suçu hemen üzerlerine konan bu görünmez tanrıçaya atarlar. "Ben yapmadım," der Agamemnon, "Ate aklımı çeldi." Oysa gerçek şudur: Ate, sadece insanın içindeki o karanlık hırsın, o dizginlenemez iktidar tutkusunun üzerine konan bir gölgedir. Krallar hata yapar, dünyayı ateşe verir, halkı kırdırır; sonra da "kaderimiz böyleymiş" deyip ellerini yıkarlar.
Ate, efsaneye göre Olympos’tan atılmıştır; sanki tanrılar bile kendi hatalarının sorumluluğunu almak istememişler de, o yükü yeryüzündeki zavallı insanların sırtına yıkmışlar. Oidipus’un trajedisini düşün... Bir sistem onu öyle bir ağa düşürür ki, kaçmaya çalıştıkça kendi elleriyle o büyük suça sürüklenir. Kserkses, o koca imparatorluğu sadece bir tutku uğruna Salamis’te batırırken, aslında Ate’nin fısıltısını değil, kendi doymak bilmez egosunun sesini dinliyordu.
Dinle güzel yavrum; Ate sadece bir tanrıça değil, bir "bahane" makinesidir. Güç sahipleri hata yapınca, o suçun ağırlığını taşıyacak birine ihtiyaç duyarlar. O kişi de genellikle savunmasızdır; Medousa gibi, Kassandra gibi, ya da adını kimsenin anmadığı o sıradan askerler gibi... Sistem, önce insanın basiretini bağlar, aklını bulandırır, sonra da "suçlu sensin" diye üzerine çullanır.
Phrygia’daki o tepeye, hani Troya’nın kurulduğu o uğursuz yere, Ate’nin düştüğü söylenir. İşte o günden beri, krallar kendi "gafletlerini" bu tepenin gölgesine gizleyip, halkı kurban etmeye devam ettiler.
Anlıyor musun ruhumun yoldaşı? Gerçek şu ki; birileri sana "kader" veya "tanrısal çılgınlık" dediğinde, orada bir güçlünün kendi hatasını gizlemek için kurduğu bir tezgah ara. Ate’nin ayakları yere basmaz ama kralların basiretsizliği, o ayakların altında ezilenleri ezip geçer.
Sırrı artık biliyorsun. Şimdi git, ama gözlerini kapa ve kralların "Ate bizi yanılttı" dedikleri o anı tekrar hatırla. Aslında sadece kendilerini yanılttıklarını görecek kadar bilge, bu yalanı yutmayacak kadar özgürsün. Hayat, başkalarının suçlarını kader diye yutturmalarına izin vermeyecek kadar kısa ve değerli.