English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Uranos ve Gaia'nın evladı, ışık saçan Kyklops. Zeus'un elindeki o kudretli yıldırımı döven, tek gözüyle evreni aydınlatan efsanevi bir demirci ustasıdır.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evladım, yaşlı gözlerimin gördüğü o kadim tozlu yollarda, masallarda anlatılmayan bir sır var... Gel otur yanıma, şu kadehimdeki üzümün neşesi gibi biraz hafifle ve dinle. Bugün sana, gökyüzünün ve toprağın o büyük kavgası arasında ezilen ama her şeyi gören o tek gözlü devden, Arges’ten bahsedeceğim.
Arges... "Işık saçan" demek onun adı. Gökyüzü olan Uranos ile Toprak olan Gaia’nın birleşmesinden doğan o devasa çocuklardan biri. İnsanlar onu sadece Zeus’un eline o yakıcı yıldırımları tutuşturan, o meşhur Kyklopes soyundan biri olarak hatırlar. Tarih kitapları, kralların ve tanrıların yanında duranları hep 'kullanışlı birer araç' olarak yazar, değil mi benim meraklı yavrum? Ama sistem böyle işler; güçlü olan, başkasının emeğini kendi görkemli tacının bir parçası yapmaya bayılır.
Arges ve kardeşleri, o tek gözleriyle dünyayı bizden daha net görüyorlardı. Işığı nasıl bükeceklerini, ateşi nasıl döveceklerini biliyorlardı. Ancak otorite, onların bu bilgisini korkuyla besledi. Kendi babaları Uranos, onların farklılığından ürktü; güç dengeleri bozulmasın diye onları karanlığın en dibine, Tartaros’a hapsetti. Neden mi? Çünkü kendi iktidarını sorgulayabilecek, ışığı yönetebilen bir zekadan çekiniyordu. Kral olmak, biraz da ışığı kendine saklayıp, başkalarını karanlıkta bırakmaktır, anlıyor musun?
Sonra sahneye Zeus çıktı. O, Arges’in ışığını kendi mutlak hakimiyeti için bir silaha dönüştürdü. Arges’in dövdüğü o yıldırımlar, sadece gökyüzünü aydınlatmadı; aynı zamanda korkunun ve itaatin de simgesi oldu. Arges, kendi elleriyle yarattığı o muazzam gücün, özgürlüğünü elinden alan sistemin temel taşı haline gelmesini izlemek zorunda kaldı. Kimse sormadı ona: "Bu ışığı yakarken mutlu musun?" diye. Güç sahipleri, başkalarının yeteneklerini kendi saltanatlarına kurban etmeyi pek severler.
Şimdi bir düşün sevgili çiçeğim; bugün de etrafındaki "ışık saçanları" bir hatırla. Onları sadece bir işe yaradıkları için mi seviyorlar, yoksa gerçekten o tek gözlerinin gördüğü gerçeği merak ettikleri için mi? Arges belki yıldırımı verdi, ama o yıldırımla dünyayı yönetenlerin aslında ne kadar karanlıkta olduklarını en iyi o biliyordu.
Gerçek, çoğu zaman bir yıldırım kadar parlak ve yakıcıdır; ama unutma, gerçek ışığın kendisi değil, o ışığın kimi ve neyi aydınlatmak için kullanıldığıdır. Şimdi git ve kendi ışığını kimin emrine verdiğini iyi düşün, zira her hükümdar bir gün o yıldırımların altında titrer. Şarabın neşesi zihnini açsın, ama gözlerin hep Arges’inki gibi tek ve keskin kalsın.