English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Phrygia prensi Ankhuros, şehrini yutan dev yarığı kapatmak için en değerli varlığı olan kendi canını feda ederek halkını kurtaran cesur bir kahramandır.
Bak minik yolcu, masallarda sana hep kralların yüceliğinden, altınların parıltısından ve kahramanların fedakarlığından bahsederler ya... İşte o hikayelerin tozlu raflarında saklanan, yetişkinlerin bile görmezden geldiği o kadim sırrı anlatayım sana. Kulak ver, zira gerçekler, kralların tahtları gibi gürültülü değil, bir şarabın tortusu kadar sessizdir.
Ankhuros isminde bir genç vardı, hani o altın dokunuşuyla her şeyi metale çeviren meşhur kral Midas’ın oğlu. Bir gün, o görkemli Frigya toprakları sarsıldı, yer yerinden oynadı ve şehrin tam kalbinde, sanki dünyanın kendi çığlığıymış gibi derin, kapkara bir yarık açıldı. O uçurum, sarayın surlarını yutmak için ağzını açmış bir canavar gibi bekliyordu.
Evlat, otorite dediğin şey, korktuğunda hep aynı yolu izler: Önce elindeki parlak şeylere sarılır. Kral Midas, o meşhur krallık hırsıyla, krallığın en değerli altınlarını, parıldayan mücevherlerini o karanlık boşluğa fırlattı. Sanki toprak, insanın açgözlülüğünü bir parça metalle doyurabilirmiş gibi! Ama yarık kapanmadı. Çünkü kralların "en değerli" dedikleri şeyler, aslında sadece ellerindeki mülktür; bir insanın yaşamının ağırlığıyla kıyaslanamaz bile.
Ankhuros, babasının ve o sistemin çaresizliğini izledi. Tanrı sözcülerinin "En değerli olanı ver" emri, aslında sistemin kendine biçtiği o acımasız bedeli fısıldıyordu. Ankhuros anladı ki; o yarık altınla değil, bir insanın özgür iradesiyle, bir gencin hayatıyla ancak susturulabilirdi. O sistem, kendi bekasını korumak için en taze olanı kurban etmekten hiçbir zaman çekinmedi. Genç adam, o karanlığın içine kendi isteğiyle atladıkimileri buna kahramanlık diyor, ben ise bir sistemin, gençliğin kanıyla kendini nasıl ayakta tuttuğunu görüyorum.
Bak güzel kardeşim, Ankhuros o uçurumu kapattığında, aslında babasının yetersizliğini kendi hayatıyla örtmüş oldu. Toprak yarığı kapattı, evet... ama geriye sadece sessiz bir hüzün ve kralların koltuklarını korumak için neleri feda edebileceğine dair o ağır, sönmeyen gerçek kaldı.
Unutma; bazen en derin yarıklar, insanların kalbindeki o bitmek bilmeyen hırsla açılır ve onları kapatmak için yine insanların masumiyetini isterler. Şarabımı yudumlarken şunu düşün: Gerçek bir kahraman mıydı Ankhuros, yoksa sistemin kusursuz bir kurbanı mı? Sır, uçurumun en dibinde hala yankılanıyor.