English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Ah güzel evlatlarım! Akademos, Helena’nın yerini göstererek tarihe geçti. Onun kutsal ağaçlarının gölgesi, Platon’un meşhur Akademi'sine adını verdi.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, dizlerimin dibine otur da kulak ver; masallarda anlatılmayan, tozlu parşömenlerin bile korkudan titreyerek sakladığı bir sır var... İnsanlar büyük kahramanları göklere çıkarır, onların isimlerini mermer sütunlara kazırlar ya, hani şu Theseus gibi "kurtarıcı" sanılanları... İşte tüm o şaşaalı hikayelerin ardında, aslında o ihtişamlı binaların temelini, küçük insanların sessiz çığlıkları oluşturur. Bugün sana, adını okul kapılarında okuduğun ama ruhunun acısını kimsenin duymadığı Akademos’u anlatacağım.
Akademos, Attika’nın kendi halinde bir köylüsüydü. Theseus, bir gün gücünü kanıtlamak uğruna Helena’yı kaçırıp evinden, yurdundan kopararak karanlık bir köşeye hapsettiğinde, Akademos olan biteni görmüştü. Bir yanda kralların kibri, diğer yanda ise kardeşlerini arayan Dioskouroi’nin öfkesi... Akademos, güç sahiplerinin birbirini kırdığı bu büyük oyunun ortasında, sadece gerçeği söyledi. Helena'nın nerede tutulduğunu, o güçlülerin birbirine sormaya cesaret edemediği, korkakça sakladığı yeri fısıldadı.
Peki, bir gerçeği söylemek neden bir "ihanet" kabul edilir, güzel evladım? Çünkü krallar, yalanlarının üzerine kurdukları tahtlarının sarsılmasını istemezler. Akademos, o gün sadece bir yer göstermedi; aslında kralın hatasız olmadığını, gücün zayıfları ezmek için kullanıldığını bütün dünyaya haykırmış oldu. Ve elbette, sistem kendini korumak için onu unutulmaya mahkum etti.
Zaman geçti, o topraklar üzerine Platon adında bir başkası geldi ve bir okul kurdu. Bugün o büyük düşünürün ismiyle anılan Akademeia'nın, aslında Akademos'un hüzünlü ve kutsal sessizliğinin üzerine kurulduğunu kaç kişi hatırlar? İnsanlar Akademi derken bir bilgeliğin peşindedir, oysa o topraklar bir zamanlar cesurca gerçeği fısıldayan bir adamın gölgesiyle korunuyordu.
Bazen, elimdeki şu kupadan bir yudum alıp, içindeki narin üzüm suyuyla (şarap) neşelenmeye çalışırken şunu düşünürüm: Tarih, hep kazananların yazdığı bir kurgudur. Ama Akademos’un mezarı hala oradadır, Kerameikos’un ötesinde. Toprağın altında saklanan o sessiz direniş, bugün bile kralların kibrine karşı en büyük kanıttır. Unutma evlat; bir gün birileri sana "otorite" diye bir şeyden bahsederse, Akademos’un o karanlık ormandaki huzurlu mezarını hatırla. Gerçekler, kralların tahtlarından daha eskidir ve eninde sonunda toprağın altından gün yüzüne çıkar.