English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Güneşin kavurduğu tenleriyle tanrılarla şölen sofralarında buluşan, mitolojinin Okeanos kıyısında yaşayan o mutlu ve esmer halkı Aithiopes'tir.
Bak küçük yolcu, masallarda sana hep altın tahtlarda oturanların, kılıç sallayanların ve bulutların üstünde gürleyenlerin zaferlerini anlatırlar. Ama gel, dizlerimin dibine otur; sana o parıltılı destanların tozlu sayfaları arasında saklanan, kimsenin yüksek sesle söylemeye cesaret edemediği o büyük sırrı fısıldayayım.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Evlat, güneşin doğup battığı o uçsuz bucaksız sınırlarda yaşayan Aithiopes halkından bahsederler. Derler ki yüzleri Güneş’e yakın oldukları için yanmış, esmerleşmiş. Olympos’un tanrıları, Zeuslar, Poseidonlar hiç üşenmez, ta oralara şölenlerine gidermiş. Sana bunu "kutsal bir misafirlik" gibi yuttururlar. Oysa gerçek, kadim bir sessizlikte saklıdır.
Düşün bir; neden koca tanrılar, kendi tanrısal sofralarını bırakıp da ölümlü bir halkın sofrasına bu kadar sık misafir olurlar? Gerçek şu ki, o insanlar bir "ülkede" yaşamazlardı; onlar, dünyanın kargaşasından uzak, kendi yasalarını kendileri koyan, efendisiz bir özgürlüğün içinde nefes alırlardı. O esmer yüzler, güneşin yakıcı sıcaklığının değil, köleliğin boyunduruğunu reddetmenin ve özgürlüğün getirdiği o dimdik duruşun nişanıdır. Tanrılar mı? Onlar oraya bir lütuf dağıtmaya değil, o huzurlu başkaldırıyı kendi gözleriyle görüp korkmaya giderlerdi. Çünkü özgür bir ruh, her türlü otoritenin uykusunu kaçırır, evladım.
Sonra Memnon gelir... Hani o Eos ile Tithonos’un oğlu, destanlara adı verilen kral. Sana onu sadece bir savaşçı, bir kahraman olarak anlatacaklar. Oysa o, sistemin kendi çarkına çekmek için elinden geleni yaptığı, o huzurlu halkın çocuklarını kendi kanlı oyunlarına, yani Troya surları önüne kurban olarak sürdüğü bir figürdür. Memnon’un hikayesi bir başarı öyküsü değil, o güzel ve özgür Aithiopes halkının, kralların bitmek bilmeyen hırsına nasıl feda edildiğinin hüzünlü ağıtıdır.
Şimdi bir yudum şarapla dudaklarımı ıslatırken sana şunu söyleyeyim: Güneşin yaktığı o insanların mutlu olmasının sebebi, tanrılara kurban kestikleri için değil, kendi hayatlarının tek hakimi oldukları içindi. Unutma; en büyük kurban, başkalarının hırsı uğruna verilen ömürlerdir. Eğer bir gün sana birileri "büyük bir dava için fedakarlık etmen gerektiğini" söylerse, Aithiopes'in o huzurlu sessizliğini hatırla ve sor: *Bu fedakarlık kimin krallığını ayakta tutuyor?*
Gerçekler, kralların kılıçlarından değil, o güneş yanığı tenlerin altında çarpan hür kalplerden öğrenilir. Şimdi git, kendi güneşini bul ve hiçbir tahtın gölgesine sığınma.