English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Mısır'a adını veren, elli oğluyla kardeşi Danaos’un kızlarının peşine düşen Aigyptos, düğün gecesi yaşanan trajik katliamla soyunu ve canını yitirdi.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Yaklaş buraya benim bilge evladım, kulaklarını o gürültülü dünyanın tozundan arındır da dinle. Bak, masallarda sana hep kralların toprakları nasıl paylaştığını, kimin nereyi fethettiğini anlatırlar ama o süslü parşömenlerin hiç yazmadığı, derin bir çatlağın ardında saklı kalan o karanlık sırrı kimse fısıldamaz sana...
Hikaye, dedeleri o büyük denizlerin efendisi Poseidon olan iki kardeşle, Aigyptos ve Danaos ile başlar. Onlara bakınca kudretli hükümdarlar görürler, oysa ben o altın zırhların altında titreyen hırslı çocuklardan başka bir şey görmüyorum. Babaları Belos, sanki dünya bir oyun tahtasıymış gibi; "Sen burayı al, sen şurayı yönet" diyerek koca kıtaları onlara dağıttı. Aigyptos ise doymadı; gitti, adına Mısır dediğimiz o kadim topraklara çöktü. Güç, evlat, bazen bir insanın gözünü öyle kör eder ki, başka insanların vatanlarını kendi "mülkü" sanmaya başlar.
Asıl trajedi ise bu gücün mirasçıları olan o elli oğul ve elli kızın başına geldi. Aigyptos, sahip olma tutkusunu bir adım öteye taşıyıp, yeğenlerini kendi oğullarıyla evlenmeye zorlayarak gücünü pekiştirmek istedi. Bir insanın iradesi, başka birinin hırsı tarafından bir "araç" gibi kullanıldığında ne olur sanırsın? İşte o zaman, sessizliğin dili devreye girer.
Danaos’un kızları, o düğün gecesi, kendilerini birer eşya gibi elden ele savuran bu otorite oyununa boyun eğmek yerine, kendi kaderlerini o keskince hançerlerin soğuk yüzünde buldular. Evet, yaşanan o geceki hüzünlü sessizliği tarif etmek güç ama hatırlatırım ki; özgürlük bazen korkunç bedellerle satın alınır. Aigyptos ise kaybettiği hükümranlığının ve o doymak bilmez kibrinin altında, yalnızlığın soğuk nefesiyle çekip gitti bu dünyadan.
Bilge bir kadeh şarabın neşesiyle şunu söyleyebilirim ki; dünyayı yöneten kralların "hak" dediği şey, çoğu zaman başkalarının "acısı" üzerine kurulu bir kumdan kaledir. Otorite dediğin, rüzgarda sallanan bir sazlık gibidir; kökü zayıfsa, en ufak bir isyanda devrilip gider. Sen sen ol, ey genç ruh; kimin kimin üzerinde ne kadar "hüküm" kurduğuna değil, kimin kendi özgürlüğünü ne kadar cesurca savunduğuna bak. Zira tarihin gerçek sahipleri, başkalarına hükmedenler değil, kendi kaderlerini çizenlerdir.